CHP’den Siyaset Beklemenin Dayanılmaz Hafifliği

Posted on Mayıs 25, 2010


Türkiye siyaseti, kendisini “solda” tanımlayanların yüreğinin pır pır attığı zamanlar yaşıyor birkaç gündür. CHP kurultayında Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeni Genel Başkan seçilmesi, özellikle CHP’yi arkadan ittirmeyi ana görevi olarak benimsemiş büyük gazetelerimizde büyük bir coşkuyla karşılanıyor. CHP’ye gönül vermiş kitlelerde büyük bir coşku hâkim. “Başbakan Kemal” tezahüratları bu coşkunun dışavurumu olarak yeri göğü inletiyor!

Bu sürece nasıl gelmişti CHP? Önce Deniz Baykal’ın olduğu söylenen bir kaset ortaya çıkmıştı. Siyasette her şeyden önce ahlak ve ilke gözeten yazarlar, bu kasetin ortaya çıkarılmasındaki ahlaksızlığı öne sürerek, kendilerini Deniz Baykal’ın ve CHP zihniyetinin çok uzağında tanımlasalar dahi, ilk defa Deniz Baykal’ı mazlum gördüklerini ifade ettiler. Ancak, yıllardır CHP’nin basındaki kalemşörleri olarak bilinen köşe yazarları, bu kaset üzerinden önce Baykal’a yönelik büyük bir linç harekâtı başlattılar, sonra da Baykal’ın istifası üzerine onun “onurlu”, “gururlu” tavrını yere göğe koyamadılar. Bu aşamadan sonra ortaya çıkanlar, kaset skandalının içinde bir yerlerde CHP’nin içinden birilerinin olduğu şüphesini kuvvetlendiriyor kanımca. Zira kaset skandalı, artık CHP’ye gaz vermek için “icat edilmiş” bir şey gibi görünmeye başladı. Önce “eski Genel Başkan” rezil edilecek, sonra onurlu istifası gündeme taşınacak, en sonunda da “Gandi Kemal” payesi verilen Kemal Kılıçdaroğlu “dürüstlüğün” timsali olarak piyasaya sunulacaktı. Doğrusu tablonun bu derece açık şekilde ortaya çıkması şaşırtıcı… Zira CHP yandaşları ve sol içinden her daim “gerçek sol” çıkacağı beklentisi içinde olan kimi “çevre solcuları” tarafından, CHP’den yeni bir umut beklentisine girilmesi, Türkiye’deki siyasetin asıl sorununu ortaya çıkaran bir şey. Ve şaşırtıcı olan asıl şey, ortaya çırılçıplak çıkan bu tablonun, her zaman olduğu gibi yine gözden kaçırılması!

CHP Nerede Durur?

Türkiye tarihi, özellikle sosyal bilimlerde “ajente bilimciliği” yapan kimi entelektüellerin CHP ve türevlerinden bir “sol” devşirmeye çalışmalarıyla doludur. Siyaset biçimi açısından lider sultasına karşı olunmakla, CHP’nin sadece lider kadrosunu değiştirmekle değişebileceği düşüncesinde olmanın tuhaf bir şekilde uyum sağlayabildiği bir siyasi atmosferden, en çok da bu “ajente bilim adamları” sorumludur. İçinde, demokratik siyaseti tümüyle felç eden bir zehir taşıyan şişenin içeriğinin, sadece kapağını değiştirmekle değişebileceğini düşünen garip bir “siyaset teolojisi” bu! CHP zihniyetinin ne olduğu, bu zihniyetin nasıl bir siyasi atmosferi imlediği, militarizm ve jüritokrasiyle ilişkisi sonucu başka hiçbir siyasi fikre imkân vermiyor olması bir kalemde unutuluyor. CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’na şu an gaz vermekte olan yazar-çizer-entelektüel takımının, kriz zamanlarında militarizme açık ya da dolaylı destekleri ile demokrasiyle aralarına kurdukları duvarlar unutuluyor ve bu gaz vermelerin sahici bir demokrasiye imkân verebileceği zannediliyor.

CHP zihniyeti ne demektir ve bu zihniyet değişime hangi şekillerde izin verebilir sorusu hayati bir soru olarak karşımızda her zamankinden daha güçlü halde duruyor. CHP zihniyeti, bu ülkenin hâkim ideolojisinin siyaset biçimidir. Bu siyaset biçimi, meşruiyetini, düşman üretmek ve üretilen bu düşmanların öteki tarafta oluşturduğu refleksler üzerinden kurar. CHP’nin demokratik sol bir siyaseti imlediği ön-yargısı, CHP karşısında yer alan ve genellikle halkla ilişkisi CHP’nin olduğundan daha sağlam olan diğer siyasi hareketlerin kendilerini sağda tanımlamasıyla ilgilidir daha çok. CHP’nin evrensel olabilen kimi sol hareketlerle tek ortak noktası, Aydınlanma ve modernliğin özellikle laiklikle ilgili ortaya koyduklarını vülgarize etmeyi başarmış olmasıdır. Bu da, laikliğin korunması bahanesiyle ordunun yedekliğinde siyaset yapma biçiminin, CHP’nin ana çizgisi olması sonucunu doğurur. CHP’nin bu çizgisi lider değiştirilmesiyle çözülecek bir şey değildir. Zira bu zihniyet ideolojik olarak tabandan böyle bir bakışa sahiptir. Bu bakışın içinden demokratik bir siyaset çıkarılabileceğini düşünmek, olsa olsa bizim ajente siyaset bilimcilerine has bir özellik olsa gerek!

CHP Değişebilir mi?

Peki, CHP şişesinin kapağının değişmesinden yine de bir umut çıkabileceğini varsayıp kimi sorularla bu yeni-CHP’yi sorgulasak, nasıl sorular sormamız gerekir? “Yeni CHP’nin” anayasa değişiklik paketi konusunda tutumunda bir değişiklik olacak mıdır? CHP, militarist ideolojinin kapı bekçiliğini yapmak dışında evrensel sol bir partinin yapması gereken bir muhalefeti yapabilir mi gerçekten? Laikliğin vulger yorumlarında ortaya çıkan, başörtüsü yasağından katsayı adaletsizliğine kadar halkını ezen uygulamalara tavrında bir değişiklik olabilecek midir CHP’de? Her yasa değişikliğini yüksek yargıya taşımaktan başka bir siyaset yapabilecek midir? Uzlaşma diyerek, sadece kendi dediğinin yapılması gereğini ortaya koymaktan başka bir uzlaşma göstermeyen bir siyasi parti olarak, bu tavrında bir değişiklik gösterecek midir CHP? Askerin, yargının artık biçimlerini tahayyül etmekten bile aciz kaldığımız türlü darbelerine karşı, bir gün bile olsa demokratik siyaseti savunabilecek midir? Kendilerini Ergenekon davasının avukatları olarak tanımlayan CHP yöneticileri, Ergenekon’da görünür hale gelen cuntacılık\darbecilik zihniyetinin, bu ülkenin demokratikleşmesi önünde en büyük engel olduğunu görebilecekler midir? AK Parti ne yaparsa tersinin yapılması gerektiğini savunan bir siyaset anlayışının dışında, sorunlara gerçek bir çözüm önerisi getirebilecek midir? Parti kapatmalara yönelik, bir siyasi partinin göstermesi gereken siyaseti savunma tavrını gösterebilecek midir?

CHP siyasetinin ne olduğunu az çok bilen ve hemen hemen tüm sol hareketlerin içinde CHP’leşmenin en baskın eğilim olduğunu düşünen bir insan olarak, “yeni-CHP’nin” yukarıda sorduğum soruların hiçbirisine şimdiye kadar olduğundan farklı bir tavır gösterebileceğini sanmıyorum. Tam tersi; CHP tabanında, büyük basında ve ajente-bilimcilerde görünen bu büyük umudun, yukarıda saydığım sorunlara bir çözüm üretebilecek bir CHP’nin ufukta görünmesinden değil, yukarıda saydığım sorunları çok daha canhıraş bir militarizmle büyütecek bir CHP’nin mümkün hale gelmesinden dolayı olduğunu düşünüyorum.

Önümüzdeki dönemin kimi haklı çıkaracağını hep birlikte göreceğiz. Bütün samimiyetimle CHP’nin demokratikleşme yönünde bir değişim gösterebilip, evrensel bir sol partiye dönüşebilmesini isterim. Ancak Türkiye’nin yakın dönem siyasi tarihi, bu değişimin, değil CHP içinden, kendisini Aydınlanma değerlerine ve modernliğe biat etmekle tanımlayan hiçbir sol hareketin içinden mümkün olamayacağını gösteriyor. CHP, gerçekten demokratik yönde bir değişim mi göstermek istiyor? O zaman, büyük basının köşelerinden veya üniversitelerin kürsülerinden bu CHP’nin ila-nihaî sürdürülebilirliğinin ve partinin siyasetini militarizm içine gömmenin teorisini yapan  “CHP entelijensiyasına” sırtlarını dönmekle başlayabilirler değişime. Yoksa bugün, birisi için çıkan bir kaset bir başkası için siyasi ufuk olabiliyorsa; yarın, ikbalini başkasının kasetinden devşirenler için çıkarılabilecek kirli çamaşırlar bir başkasının ikbali olarak kurgulanabilir. Zira siyasetin ahlakının sükût ettiği yerin, tam ortasında duran bir zihniyet olageldi CHP zihniyeti. Değişim için, önce, zemin değişikliği ile birlikte ahlaktan ve demokratik saygıdan başlamaya ne dersiniz?

Reklamlar