Eğitimin ve Okulların Canına Okumak

Posted on Ekim 6, 2010

0


AKP’nin neoliberal politikaları okulları da birer özel şirket haline getireli beri türlü garipliklere şahit oluyoruz çevremizde.

Bu garipliklerden birisini ele alarak bu ülkede eğitim sisteminin ne kadar adaletsiz yürüdüğünü anlatabilmeyi amaçlıyorum. 11 yaşında bir yeğenim var. Bu sene yedinci sınıfa başladı. Bursa’nın “az önemsenen” mahallelerinden birisinde oturduğumuz için, ilkokula yazdırırken önümüzde iki seçenek olabildi sadece. Ya çuval dolusu para verip bir de ilkelerimizi çiğneyerek çocuğu özel bir ilköğretim okuluna gönderecektik; ya da bizim mahalledeki çocukların mecbur olduğu bir ilköğretim okuluna. O ilköğretim okulunda bu sene yedinci sınıfa başlayan yeğenim için hemen her sene başı ve sonu bir kâbus gibi oluyor. Öğretim yılı, diğer – önemsenen mahalle okullarla kıyaslandığında – yaklaşık bir ay geç başlayıp, bir ay erken bitiyor bu okulda. Zira her öğretim yılının başında gelmeyen öğretmenlerden dolayı yaşanan kayıp, öğretim yılının sonunda önemsenmeyen çocuklardan dolayı yaşanan bir başka kayıba bırakıyor yerini.Hasbel kader ve lütfen o okula gelmeyi kabul edebilmiş öğretmenler, öğretim yılının bitmesine bir ay kala binbir tür sahtekarlıklarla okuldan ellerini ayaklarını kesiyorlar. Çocuğun öğrenemediği konular için ya dersaneler (ki AKP’nin alamet-i farikasıdır özel okul ve dersanelere bağımlılık) ya da evde bu konuları bilen birileri devreye giremezse, çocuk için koca öğretim yılı ziyan olup gidiyor.

Bir tür kast sistemi kuruluyor böylece. Özel okullar ve önemsenen kesimlerin çocuklarının okuduğu diğer bazı okullar bir yanda; hiç önemsenmediği için olsa da olur, olmasa da diye bakılan kesimlerin çocuklarının okuduğu okullar öte yanda! Çocukların ancak kendi mahallelerindeki okullara – rezalet okullar haline getirilmiş olsalar dahi – yazılabildiği bu ortamda, velilere iki seçenek kalıyor. Ya “namussuzluk ederek”, ikametgâh adresini alengirli yollarla değiştirip daha “iyi” bir okula kayıt yaptırabilmeyi sağlamak; ya da “benim duruşum namusumdur” deyip, çocuğunun hayatıyla oynama pahasına ilkesinden taviz vermemek. Biz okula yazdırılma sürecinde ikincisini seçtik. Başımıza her dönem başlarında gelen şeye binlerce küfrederek ve namuslu olmanın cezasının ancak bizim ülkemizde bu kadar büyük olabildiğini düşünerek, hala yeğenimize “namuslu olun” telkinleri yapabildiğimize şaşırıyoruz.

AKP bir sürü noktada “zenginsever” bir parti olarak, eğitim\öğretimde bir kast sistemi oluşturuyor bile isteye. Özel okullara kayan “iyi öğretmen” nüfusundan kalanları da “makbul ve zengin mahallelerin” okullarına dağıtınca, köşelere, kenar mahallelere, köylere ve özellikle Ankara’nın doğusuna kalan, “altta kalanın canı çıksın” yöntemi oluyor sadece. Bizim yeğenin kısmetine kalan da her sene başlarında, ortalarında ve sonlarında bu gariplikler oluyor.

Bu bir yazı değil, AKP’den ve nevzuhur “materyalist Müslümanlardan” nefret etmeye başlamamın belgesi olarak okunmalıdır.