Ferhat Uludere Nezdinde Ülkemin Kültür Sanat Medyasına Değilleme

Posted on Ekim 12, 2010

2


11 Ekim Pazartesi günü Taraf gazetesinde yayımlanan “Kusturica ve sanatçı sorumluluğuna dair” başlıklı yazımdan sonra, çeşitli fikir kamplarına dâhil birçok kişiden, çoğu küfür olan geri dönüşler aldım. Gelen emaillerde ne namussuzluğumuz, ne ikiyüzlülüğümüz, ne de AKP yandaşlığımız eksik bırakıldı. İlginç bir şekilde Taraf’ta ve Yeni Şafak’ta yayımlanmış Filistin meselesi hakkındaki yazılarımdan sonra ilk defa bu kadar “çok kamplı” saldırıya uğradım. Başka yazılarımda genellikle tek kesimden gelirdi küfürler. Kimi eleştirdiysem o kesimden… Ancak bu defa, aynen İsrail Gazze’yi yerle bir ederken yazdığım yazılara olduğu gibi, Kemalist, solcu ve Kürtçü gruplara dâhil kimi kişilerden oldukça ağır ifadeler içeren cevaplar aldım. Konunun içinde “soykırıma uğrayan Müslümanlar” olunca, Kemalist, solcu ve Kürtçü koalisyonu eksiksiz biçimde ve yeniden sağlanmıştı.

Bu emaillerin nispeten edepli olanlarına cevap vermeye çalıştıysam da, bunun da boşa kürek çekmek olduğunu bir süre sonra anladım. Bugünkü Taraf gazetesinde, gazetenin Kültür Sanat sayfası editörlerinden Ferhat Uludere’nin dünkü yazımı ima eden yazısını okudum. O da “ama olur mu, neden Kusturica’yı protesto ettik ki; hâlbuki onun gibi başkaları da var” mealinde sulandırma çabasına girerken, Türkiye’de kültür sanat basınının ezici çoğunluğunun profilini göstermeyi de ihmal etmemiş görünüyordu.

İsmimi vermeden, benim, Kusturica’nın “Underground” adlı filmini “çöplük” olarak tanımlamama bozulmuş Uludere. Onca ödül almış bir yönetmenin çok ödüllü bir filmini nasıl çöplük diye adlandırabilirsiniz diyor isim vermediği kişiye hitaben? Ve ekliyor; hadi çöplük dediniz, bu “çöplük” sözünün Zizek’in kullandığı bir deyim olduğunu neden belirtmediniz? Açıkça beni, “çöplük” kelimesini Zizek’ten “çalmakla” suçluyor.

Bugünlerde, Kusturica minvalinde Türkiye kültür sanat ve sinema basınının hal-i pür melalini anlatan yazılar yazdım. Ferhat Uludere, anlatmaya çalıştığım durumun klasik bir örneği olduğu için ve bunu bugünkü yazısında son derece garip bir netlikle ifade etmesi açısından önemli bir örnek.

Bu tür insanların en önemli özelliklerini birkaç kalemde ve Uludere’nin yazısının alt metinlerini okuyarak anlatabilmeyi umuyorum. Sinema veya popüler kültür üzerine mi yazıyorsunuz; Batı’da popüler olmuş ve entelektüel dünyada kabul görmüş kişileri baş tacı edip, onlardan el almanız gereklidir her şeyden önce. Son yıllarda Zizek için olduğu gibi… Sinema alanında var olabilmeniz için bu makbul kategorinin içine dâhil olmanız gerekli. Zizek ile yatıp Zizek ile kalkmalısınız ki, sizi yeterince entelektüel sansınlar. Post-yapısalcılık ya da göstergebilim mi moda oldu; o akımların düşünürleri üzerine bir şeyler sayıklamanız lazım ki, ne kadar değerli olduğunuz anlaşılabilsin! Özgün bir şeyler üretmeniz, bu ülkenin geleneğini oluşturan bindörtyüz yıllık İslam kültür geleneğini ve o geleneğin, bir devamı ve mükemmeliyete ulaşmış hali olduğu ezelî hikmet geleneklerini bilmeniz, onlar üzerine düşünmeniz, o geleneklerden süzülerek gelen bir sanat anlayışını yeniden üretmeye çalışmanız gerekmez. Batı’dan size fast food olarak ne veriyorlarsa tüketmeniz yeterlidir.

Underground filmi için yorum mu yapacaksınız? Öncelikle gidip Imdb’den o filmin aldığı ödüllere bakmanız gerekli. Cannes’dan, Venedik’ten, Berlin’den, San Sebastian’dan vs. ödül alması, ya da Oscar ödüllerine layık görülmesi sizin nezdinizde o filmin iyi bir film olması için yeterli kriterdir. Koca koca eleştirmenler ve sinemacılar bu filmi ödüle layık görmüşse siz kim oluyorsunuz da bu filmi beğenmez, üstüne üstlük çöplük diye nitelendirebilirsiniz?

Ha, ödül almış kimi filmleri çöplük olarak nitelendirebilirsiniz elbette; ama öncelikle Zizek’ten veya onun kadar “önemli” düşünürlerden el almanız gerekli. Bakalım O ve onun gibi “makbul düşünürler” o filme çöplük demişler mi? Eğer dedilerse, zaten “default olarak” o film çöplüktür bizim kültür sanat basını nezdinde.

Şimdi “kargadan başka kuş tanımam” diyerek Zizek’ten başka düşünür tanımayan Ferhat Uludere gibi kimi kültür sanat sayfası yazarlarına birkaç söz edeyim: Birincisi; benim için dünyanın kültür sanat mirası benim mirasımdır. Batı’ya yönümü dönerek, kocaman Doğu ve İslam geleneklerine yüzümü çevirmedim asla. Ancak bu, Batı’daki düşünürleri okumam ya da okumadım anlamına gelmez. En az Ferhat Uludere kadar okurum; ancak onlardan el almam, onları bu alandaki yegâne yetkin isimler olarak görmem. Bir derdim, bir hayat ve “görüş” biçimim vardır. O biçimi, Batılı düşünürlerden çok daha fazla Doğulu düşünürler ile Müslüman düşünür ve mutasavvıflar belirlemiştir. Dahası bu “derdime” uygun bir sanat görüşüm ve bu alanda fikir üretme kaygım vardır. Bunu yapıp yapamadığım ayrı bir konu olsa da, ben de Hz. İbrahim’in ateşine su taşıyan karınca misali “hiç olmazsa yolda öleyim” diye düşünüyorum. Dolayısıyla bir filme veya sanat eserine çöplük demek için ne Zizek’ten, ne de Uludere’den al alma ihtiyacı duymam. Zizek’in, çöplük kelimesini herhangi bir şey için kullanmış olması (ki bunu bilmiyordum bile) o kelimenin patentini ila nihai Zizek’in yapmaz. “Çöplük” kelimesi, özellikle bizim kültür sanat basınının kahir ekseriyeti ve dünyada yapılan çoğu film için sıkça kullandığım bir tabirdir.

İkincisi, bir filmin benim nazarımda iyi olup olmadığının tek kriteri, benim bakışımdır. Cannes, Venedik ya da Berlin’de ödül almış olması bir filmi doğrudan iyi film yapmayacağı gibi, hiç ödül almamış bir film iyi film değildir diye bir kural da yoktur. Sergei Paradjanov’un dünya sinema tarihinin mücevherlerinden olan “Sayat Nova” filminin bu festivallerin hiçbirisinde ödül almadığını hatırlatırım. Ya da sinema tarihinin en büyük iki üç filminden olan Tarkovsky’nin “Ayna” filminin… Semih Kaplanoğlu’nun “Yumurta” filmi, henüz hiçbir ödül almadan önce de Türkiye sinema tarihi için bir milattı benim için. Kaplanoğlu’nun yaptığı işleri takdir etmem için, onun Berlin’de Altın Ayı almasını bekleyenlerden olmadım. Bal, Berlin’de ödül almasaydı da, son beş yılda dünyada seyrettiğim en iyi iki üç filmden birisi olarak değer kazanacaktı benim gözümde.

Bu arada, Ferhat Uludere için “Büyük festivallerde büyük ödüller almış çöplükler listesi” yapmak farz oldu. Gerçi onun, listeyi değerli görmesi için yoğun bir Zizek okuması yapması ve sonrasında Zizek’in kitabında geçen kelimelerle, benim kullandığım kelimeleri karşılaştırmak için yoğun bir çaba sarf etmesi gerekecektir; ama artık o kadarcık işi de yapıversin değil mi? Bir insanı boşuna Taraf gazetesinin kültür sanat sayfası editörü yapmazlar değil mi?

Reklamlar