Modern Cadı Avı ya da Bahçecilik Çağı: Pınar Selek’e Yapılanlar…

Posted on Şubat 8, 2011

0


Not: Bu yazı aşağı yukarı bir yıl kadar önce yayımlanmıştı. Ama Pınar Selek’e yapılanların şiddetinde hiçbir azalma görülmüyor… Dolayısıyla yazının içeriği de oldukça “güncel”…

*****************************

Birkaç gün önce Yargıtay, Pınar Selek’le ilgili yerel mahkemenin verdiği beraat kararını ikinci defa bozdu. Hatırlanacağı üzere Mısır Çarşısı’nda 9 Temmuz 1998`de meydana gelen patlamada 7 kişi hayatını kaybetmişti. Patlamanın ardından dava açılmış, Mısır Çarşısı’na bomba koyduğu iddiası ile Pınar Selek için ömür boyu hapis cezası istenmişti. 2,5 yıl cezaevinde yatan Selek, delil yetersizliğinden beraat etmişti. İlk beraat sonrası Yargıtay 9. Dairesi 2009 yılı Mart ayında beraat kararını bozmuştu. Sonra açılan davada ikinci kez beraat eden Pınar Selek’in beraat kararı ikinci kez Yargıtay 9. Dairesi tarafından bozuldu. Başsavcılığın itirazı üzerine dosyayı görüşen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Pınar Selek`in -tekrar- ömür boyu hapis ile cezalandırılmasını istedi.

Etyen Mahçupyan ve devletin ideolojik aygıtları

Etyen Mahçupyan, 17 Şubat’ta Taraf’ta yayımlanan yazısında, devletin ideolojik aygıtlarına bakarken, ideolojinin devlet aygıtlarını gözden kaçırmamamız gerektiğini ifade ederken son derece önemli bir tespit yapıyor: “Örneğin erken modern zamanların Engizisyon döneminde, Kilise’nin toplumdan ayrılarak onun üzerinde tahakküm kurması, ruhban sınıfın da halktan ayrışmasına ve halkı sürekli bir tehdit unsuru olarak algılamasına yol açmıştı. Bunun mantığı şuydu: Halk cahil ve/veya kötü niyetli olduğu için sürekli olarak günaha eğilimliydi ve işin kötüsü bu durum toplumu bir bütün olarak günaha çekmekteydi. Bu durumda Kilise’nin görevi, halkın içindeki ‘çürükleri’ elemekti ve bu amaçla itiraf ve ihbar mekanizmaları kullanıldı. Öte yandan insanların bilinen kötücüllüğü onların hakikati itiraf etmelerini engelleyebilirdi. Böylece Engizisyon denen ruhani yargılama sistemi oluştu ve işkence onun ayrılmaz parçası haline geldi… Engizisyon uygulaması zaman içinde bitti ama sahip olduğu işlev modernliğin farklı evrelerinde farklı kurumlar tarafından üstlenildi.”

Zymunt Bauman, modernliğin Mahçupyan’ın sözünü ettiği cadı avı saplantısına “bahçecilik çağı” adını verir. Bahçecilik çağı, modern anlayışın ontolojisinin de açığa vurulduğu bir deyim olması açısından önemlidir. Modernlik, hiçbir nesneyi olduğu gibi ve neyse o şekilde saygı duyarak bırakmaz. Onu, kendi dünya görüşü ve planları nispetinde dönüştürür, çarpıtır ve bozar. Bahçecilik, işte bu modern saplantının dışavurumudur. Bahçede yer alan “yabani” ya da “parazit” olarak tanımlanan her şeyin yok edilmesi ya da ıslah edilmesidir bahçecilik. Bu anlamda Holocaust, bu bahçeciliğin ilk büyük dışavurumu olarak toplumsal anlamda da kendini göstermiştir. Artık “öteki” ya “ıslah edilecek”, ya “gettolaştırılacak” ya da yok edilecektir. Bunların dışında, “yabani otlar” için bir hayat hakkı yok demektir! Modernliğin marazi toplum ve devlet yapısının en marazi yönlerini kendi üstünde toplamış bir ideolojiyle biçimlenen Türkiye’de, bu bahçeciliğin, devletin ideolojik aygıtları ve ideolojinin devlet aygıtları tarafından en sert şekilde yürütüldüğünü görebilmek çok zor olmasa gerek!

Mahçupyan’ın tespitleri, modern toplumun “yabani otları” temizleme çabası içinde olan bir toplum olduğunu belirten Bauman’ın bu tespitleriyle beraber okunduğunda çok daha anlamlı. Pınar Selek, sadece devlet ideolojisinin aygıtlarınca yabani ot gibi görünüp ayıklanmak istenmiyor; aynı zamanda toplumun da bir “ötekisi” olarak işlev görsün isteniyor. Devlet aygıtı, toplum olarak bizlere bir “mutlak öteki” ya da Mahçupyan’ın tabiriyle bir “cadı” yaratabilmeli ki, o yabani otun temsil ettiğinin ayıklanmasının meşruiyetini mümkün hale getirebilsin. O yüzden sembol Pınar Selek. İki defa beraat etmesine rağmen yüksek yargı tarafından ısrarlı bir şekilde ayıklanmak istenen bir “mutlak öteki”nin sembolü… Aslında Hrant Dink de böyle bir sembol olduğu için bu derece açık hedef yapılmıştı.

Pınar Selek: Mutlak “öteki”nin sembolü

İlk beraatı sonrası bir yazısında bir bombacı olarak suçlanmasının onu en hassas yerinden vurduğundan dem vuruyordu Selek. “Yabani” gördüğü her unsuru, en çok karşısında olduğu ve hiç de üzerine yakışmayacak şeyler üzerinden vurmaya çalışan bir ideoloji söz konusu bu anlamda. Bu tavır, sadece tek kişinin ayıklanmasının ötesine geçen amaçlar taşıyan bir tavır. Dini bütün, takva sahibi bir dindarsanız, sizi tam da bu noktadan vuracak ve halkın gözünden düşürüp, genelleyerek cadı avını mümkün kılacak bir suç bulunmalı… Darbe dönemlerinde ve en son da 28 Şubat döneminde bu tür bir cadı avının en vahim yönlerini görebildik. Ya da toplumda barışçılığıyla, mutlak şekilde şiddet ve militarizm karşıtlığı ile mi biliniyorsunuz; o zaman sizin için, sizin gibi insanların hepsini birden suçlayabilecek ideal bir suç bulunabilmeli! Bombacılık suçlaması, barışçılığını, şiddet ve savaş karşıtlığını açıkça ifade eden, bu konuda sadece söz değil fiil de üreten, sokaklarda kendi hallerine terk edilmiş sokak çocukları gibi birçok “dışlanmışa” kapısını ve gönlünü açmış bir insana yapılabilecek en “akıllı” ve hedefi onikiden vuran bir suçlamadır. Bu şekilde toplum, sadece Selek’in değil, onunla birlikte “dışlanmışların” tümünün ayıklanmayı hak ettiklerine inandırılacaktır. İki defa beraat etmesine rağmen ısrarla üstünde durulan bir insan olma sebebi budur Pınar Selek’in. Temsil kabiliyeti ve temsil ettiği şiddet ve militarizm karşıtlığının devlet ideolojisine getirmesi muhtemel zararlardır Pınar Selek’i bu derece ısrarlı hedef yapan!

Toplumda Pınar Selek ve diğer “dışlanmışlara” karşı psikolojik ve vicdanî uzaklık yaratmaktır amaç. Pınar Selek’in temsil ettiği düşünülen tüm siyasi ve toplumsal kesimleri, toplumun geneli nezdinde gözden ve vicdandan uzaklaştırmanın yolu, Mahçupyan’un sözünü ettiği bu cadı yaratma sürecinden geçiyor. Ortada bir cadı yoksa da, itina ile cadı yaratılır!