Özgürlük Şehveti ve Penguen Karikatürü

Posted on Şubat 20, 2011

4


Önümde bir karikatür var. Bir caminin içi burası… İçeride namaz için orada olan birkaç kişi… Arkada bir adam elinde cep telefonu “Allah!” ile konuşuyor ve “son rekâtı kılmasam olur mu?” diyor. Caminin mihrabında imamın hemen sağında “Allah yok, din yalan” yazıyor. Caminin kandilleri normalden daha uzun ve prezervatif şekline benzetilmiş.

Bu karikatür “mizah”  dergisi Penguen’den… Karikatür özellikle sosyal paylaşım sitelerinde büyük tartışmalara yol açtı. Tartışmaların büyük çoğunluğu “bu bir fikir özgürlüğü müdür, değil midir?” sorusunda düğümlendi.

Peki, bu karikatürü nasıl yorumlamalıyız? Liberal özgürlük anlayışlarının bizim elimize verdiği araçlar, konuyu iki düzlemde sığlaştırıyor. İfade özgürlüğü ve hukuk… Eğer liberal özgürlük anlayışı bir şeyi ifade özgürlüğü olarak test edip onayladıysa, artık o konu hakkında bir şey söylememiz zımnen yasaklanıyor. İfade özgürlüğü olarak onaylanmayanlar içinse tartışma adına dahi asla bir şey yapılamıyor. Zira hukuk sopası başınızın üstünde demokles kılıcı gibi duruyor.

Karikatür ve Vandallık

Taliban’ı Afganistan’daki Buda heykellerini yıktıkları için hepimiz “vandal” sözleri ile kınamıştık. Çünkü bir geleneğe saygıyı yok eden bir tavırdı bu. Ama vandallık maalesef her türlü şey adına, ama özellikle modern ideolojiler içinden dine yönelik çok sık yapılan bir şey. Penguen’deki karikatür de benzer bir bağlamdan bakıldığında oldukça vandal bir karikatür. Çünkü insanların ibadethanelerine ve kutsallarına onların mekânı içinde “tecavüz” ediyor, aynen Taliban’ın yaptığı gibi… Mekân konusu oldukça önemlidir. Zira bu karikatür, birisinin “Allah yok, din yalan” demesi değildir. Bu karikatür, insanların ibadethanelerine yapılan bir tecavüzdür. Peki, bu tecavüze nasıl bakmalı?

Benim açımdan “karşıdakine” de aynı “araçlar” verildiği sürece her türlü eylem, söz, yazı serbesttir. Yani Penguen’in karikatürü yayımlama özgürlüğü vardır elbette. Ama bir başkasının Penguen’in kullandığı üslupta ve onlar kadar vandal ola(bilecek) (ki ben tercih etmem o ayrı) cevaplar vermesinin önüne de geçemezsiniz.  Vandallık yapıyorsanız, karşıdan vandallık görme ihtimalini baştan göze alıyorsunuz demektir.

Özgürlük Denen Sihirli Değnek!

Özgürlük nedir peki? Liberalizmin ve aslında liberal özgürlük anlayışı tarafından döllenmiş hemen tüm modern ideolojilerin özgürlük tarifi bizi bağlamalı mıdır? Özgürlük “yapabilmek” ve “yapamamak” ikili kodlarına sığabilecek kadar basit bir şey midir? Ya da bir yazılı metin ya da karikatürün “şiddeti” her iki tarafın birbiriyle gireceği “küfür-küfür değil” tartışmasına indirgenebilir mi?

Liberal özgürlük anlayışı “kendimden hareketle her şeyi: hareket yöntemimi ve neyin küfür olup olmadığını ben belirlerim” türü bir anlayıştır. Yani “öteki” bu özgürlük anlayışında hiçbir yere sahip değildir. Bu bağlamdan bakınca Penguen karikatürü bir fikir özgürlüğü olarak tanımlanır, koruma altına alınır ve kutsanır. Size kalan sadece size verilen araçlarla oyalanmaktır: “Beğenmemekte özgürsünüz; ama bunu küfür olarak göremezsiniz; çünkü bizim özgürlük anlayışımız bunun küfür olmadığını test etti, onayladı!”

Bu anlayışın gözden kaçırdığı şey özgürlüğün çok boyutlu doğasıdır. Özgürlükler “öteki”nin ne düşündüğü, ne hissettiğinden bağımsız olarak kurulmaya çalışılınca klasik liberal vandallık ortaya çıkar. Sözünü ettiğim özgürlük anlayışına sahip modern bir birey, kendisinde, tarihin bütün birikimini ve ilan edilen “son”un zaferini gördüğü için olsa gerek, öteki ile ilişkisini kendi baktığı yere göre konumlamayı tercih eder. Kendi anlayışı zaten tarihin en olgun anlayışı olduğu için, ötekine saygı gösterdiği zamanlarda bile bunu sadece “hoşgörü” ile yapar, “hemhal olmak” liberalizmin kitabında yazmaz çünkü! Kişisel özgürlükler maksimize edilmeye çalışılırken, çoğunlukla bunu toplumsal ilişkileri ve bu ilişkilerde olması gereken ahlakîliği göz ardı ederek yapar. Bu özgürlük isteği, zaman zaman çeşitli biçimlerde görünen ve en son Penguen karikatüründe bir kez daha tezahür eden bir görünüm arz eder.  “Sevilmeyen”, “beğenilmeyen” ve “aşağı görülen” düşünce, din ya da grup ve insanlara hakaret etmenin sonsuz şehvetidir gördüğümüz. “Ben kutsal falan tanımam; küfrederim. Sen de benim kutsalıma küfredebilirsin!” diyerek kurulan bir özgürlük anlayışı… “Ben küfrederim sen de et ödeşelim” denerek, hep birlikte çukura düşmenin bir ön-hazırlığı olarak özgürlük!

Liberal özgürlük şehveti, kendisine bakarak ve kendi geldiği yerin mutlaklığına inanarak “öteki”ne girişilmiş bir savaş demektir aslında. Bunu, eleştirilemez olan ekonomik kurumları ve aygıtlarında; eleştirilemez olan laikliğinde ve bunun gibi bir sürü anlayışında görmek olasıdır. Ancak, eleştirilemez, hatta yaklaşılamaz olanın bu kadar çok olduğu liberal sistemler, bazı şeyleri eleştirmenin sınırları konusunda oldukça esnektirler. Mesela Avrupa’da, başta halkın çoğunluğunun inandığı Hıristiyanlık olmak üzere her türlü dine karşı aşağılayıcı tutumlar sergileyebilirsiniz. Bu hakaretler sizin başınıza serbest piyasayı eleştirdiğinizde olduğu kadar bela açmaz asla! Zira liberal sistem, boşalttığı dinsel alana hızla başka kutsallar sızdırır. Avrupa’daki karikatür krizi sırasında “kendisine bakarak Müslümanları tanımlayan” liberal birey ve aydın da bu karikatürler üzerindeki tartışmaları asla anlayamamıştı zaten. Bugün Penguen dergisinin yaptığını ifade özgürlüğü adına savunanların da çok anlayabileceği bir durum değil bu!

Edepli Özgürlük…

Peki, bir insan; dindar ya değil ama mutlaka edepli bir insan özgürlük anlayışını nasıl kurmalıdır? Benim anladığım demokratlıkta edep, saygı ve diyalog, özgürlük şehvetinden önce gelir. Demokratlık, kendisine bakarak ötekinin mutlak olarak ne düşündüğünün bilinebildiği ve bu yüzden de yolunu tamamlamış olmanın şehvetine sahip olunan bir şey değildir. Benim anlayışımda demokrat, liberalizmin bireyinin tersine, “insan” olmak için uğraşır. Liberal bir birey için özgürlük, adeta başkalarına hakaret edebilme özgürlüğüdür. Bu hakaretlere yapılan eleştirilerin hepsi fikre yapılan sansür olarak değerlendirilir.

Benim de kendimi yakın gördüğüm demokrat insan tipi, fikre sansür uygulanmasını asla talep etmezken, kendisini ötekiyle ilişkiyi nasıl kurabileceği yönünde dinamik olarak konumlandırır. Yani sadece kendisine bakarak ötekini anladığını ve bu açıdan da yaptığının mutlak doğru olduğunu iddia etmez. Ötekiyle ilişkisi, öğrenme ve ikna süreçleri ile devamlılığı olan bir ilişkidir. Çünkü bilir ki “ben, öteki olmadan asla tamamlanamaz”. Bu açıdan dindar olmayan – hatta ateist olan – bir demokrat bile, bir dindarın (Müslüman, Hıristiyan, Musevi, Budist, Taoist vs. hiç fark etmez) üzerinde yoğun olarak hakaret etkisi yaratabilecek şeyler konusunda dikkatli olmaya çalışır. Özgürlük, insanlara ve onların kutsallarına hakaret etmenin bir ehliyeti değildir. İnsanın kendisini “oldurması” için bir araç olarak önem kazanmalıdır özgürlük.

Peki, hiç mi eleştiri yapılmayacak? Eleştiri olur, hem de ilk önce kendimizden başlayarak… Ama bunda bile, eleştirdiğimiz insan veya toplumla hemhal olmaya özen göstermek esas olmalıdır. Ancak bu şekilde o insan veya toplumları anlayabilir, tanıyabiliriz çünkü. Yine eleştiri mutlak bir “son bilgiye” sahip olan bir insanın diğerine eleştirisi değil, yolda olduğunu ve o yoldaki durumunun mutlak doğru olmayabileceğini bilen bir insanın eleştirisi olarak önem kazanması gerektiği için, eleştirilerde her zaman bir edep çizgisi korunmalıdır.

Özgürlük bedelsiz değildir. Bedel ödemeye razı olmayan modern özgürlük anlayışının tersine, kendi özgürlüğümüzün karşı tarafta bir yankı, tepki ve bedelinin olacağını baştan kabullenmeliyiz. Bedelsiz özgürlüğün Penguen’deki tezahürü şehvet olmuştur maalesef. “Ben küfrederim gerisi beni ilgilendirmez!” demek, karşı tarafı yok sayıyorum, onu küfür edilebilecek kadar aşağı görüyorum demektir. Bu anlayışın bedeli de karşı tarafın sizi yok sayması ve size küfür edecek kadar aşağılık insan muamelesi yapabilmesi olabilir. Penguen’i savunanlar bu karikatürün “küfür” olmadığını yine “kendilerine bakarak” değerlendireceklerdir. Zira kendilerinde olmayan kutsalları, öteki için asla önemsemezler. Ötekine ne hissettiğini sorma gereği bile duymazlar. Nasılsa kendilerinin elinde neyin küfür, neyin olmadığı hakkında mutlak bir terazi vardır: “Ne olmuş ki camiye ‘Allah yok’ yazılmışsa? Ne olmuş caminin kandilleri prezervatife benzetildiyse? Ne olmuş Allah’la telefonda konuşuluyorsa? Biz bir küfür, tecavüz ya da hakaret görmedik, o zaman hakaret yoktur!” demek, liberal özgürlük anlayışına bir put gibi sarılmış modern insanın kibrinden başka bir şey değildir!

Özgürlük edepten önce gelmez. Özgürlüğü edepten, diyalog ve saygıdan öne taşıyanlar, hayvanların özgürlük anlayışına bile yaklaşamayacak zavallı insanlardır bana göre.