İnternet Sansürü ve Liberal-Demokrasinin Saklı Duvarları

Posted on Mart 8, 2011

1


Digitürk’ün açtığı dava sonucu “Blogspot” sitesi engellendi. Sebep olarak, bu sitede hesabı olan kimi blog yazarlarının Digitürk’ün yayımladığı maçları korsan olarak vermeleri gösterildi.

Blogspot, internette kendisini ifade etmek isteyen birçok insanın altyapı olarak kullandığı bir site. Orada hesap açan herkes, oraya yazılarını ya da paylaşmak istediklerini koyabiliyor. Digitürk’ün başvurusu sonucu karar veren mahkeme, Blogspot sitesini engellettirerek, sadece maçları korsan yayımlayan birkaç Blogspot hesabını değil, aynı zamanda bu konuyla hiç ilgisi olmayan binlerce insanın kendilerini ifade ettiği sitelerini engellemiş oluyor.

Bu konunun, internetteki sosyal paylaşım platformlarındaki tartışmaları genellikle Türkiye’deki sansürcü zihniyeti “lanetlemek” üzerine düğümlendi. Bu, elbette olayın bir boyutunu oluşturuyordu. Ancak, her zamanki sığlık içinde, olayın bizi asıl düşündürmesi gereken başka boyutları göz ardı ediliyordu. Olay sadece bir sansür, engelleme ya da Türkiye’deki mahkemelerin veya siyasilerin “özgürlük karşıtlıkları” ile açıklanabilecek bir durum değildir.

Liberal Despotizmin İnşa Ettiği Duvarlar

Blogspot’un engellenmesinin yüzeydeki tartışmalar dışındaki asıl boyutu kapitalizm-liberalizmin demokrasi ile ilişkisidir bana kalırsa. Liberal demokrasinin kapitalizmden ayrı düşünülemeyeceğini anlamak konuyu analiz edebilmek için çok önemli bir giriş olacaktır. Çünkü liberal haklar öğretisi, bu haklar ve özgürlüklerin liberal piyasa ve mülkiyet hakları ile birlikte çok keskin çelişkiler oluşturmaktadır.

Liberal düşünce, ekonomiye ve bu ekonominin serbest bir şekilde yürüyeceği piyasaya çok büyük önem vermektedir. Piyasa, sadece ekonomik aktörlerin mübadele mekanizması olarak değil, aynı zamanda toplumsal ilişkilerin de yürüdüğü bir sözleşme alanı olarak işlev görür. Ancak bu alan diyalogdan ziyade, diyalogsuzluk üzerine; bilgi paylaşım mekanizmalarından ziyade bilginin saklandığı ve iktidar nesnesi meta haline getirildiği bir durumu ima eder. Devleti bu piyasa anlayışına müdahale etmemesi gereken, sadece güvenlik gibi belirli görevleri yerine getiren minimal bir siyasi mekanizma olarak algılayan liberalizm, hem ekonomiyi tarif ettiği bireysel alanın içinde tutarak onu demokratik eleştirilerden muaf hale getirir; hem de toplumdaki iktidar kurgusunu sadece devlet iktidarına indirgeyerek modern iktidar örüntülerini algılamaktan aciz bir yapı arz eder.

Toplumsal yapıyı kamusal alan ve özel alan olarak iki ayrı alan olarak düşünen liberal düşünce; bu yarattığı alanların içerisine de duvarlar örer. Bireysel alan olarak addettiği özel alana ekonomiyi de dâhil ederek ekonominin politik bir demokratik eleştirisini engeller. Hâlbuki ekonominin ve piyasanın politik bir analizi yapılamadan liberalizmin çelişkileri de anlaşılamaz. “Demokrasi ve Kapitalizm” kitabının yazarı Samuel Bowles, liberalizmin, temel politik ilkeleri kendi söylemsel kuralları çerçevesinde birleştirdiğini ve bunu, yalnızca suskunluğuyla değil, aynı zamanda ikinci bir yolla, yani özgürlük, eşitlik ve demokrasiyle ilgili temel terimlerin uygulama alanını keyfî biçimde sınırlayarak kurduğunu ifade eder. Toplumsal yaşamın belirli bir kuramsal temsilinden önce, toplumsal uzam liberallerce bu biçimlerde bölünmüştür. Liberal duvarlar böyle inşa edilir. Duvarlar bir yanı diğerinden izole ederken, diğer yanın kontrolünü tamamen güçlü olana verir. Ekonomi, bütün duvarların en güçlü kontrolörü olarak bütün çatışma noktalarında başını gösteren bir “zorba dev” gibidir.

Kapitalist toplum, kişi özgürlüğünün kullanılmasında ve iktidarın kullanılmasının toplumsal düzlemde hesap verme yükümlülüğüyle birlikte yürümesi anlamında, demokratik olarak tanımlanamaz. Çünkü kapitalist toplumlar mülkiyet hakkı temelinde ekonomik ayrıcalıkların ön planda olmasıyla karakterize edilirken, demokratik toplum yapısı kişi haklarının kullanılması temelinde ortaya çıkan özgürlüğe ve demokratik hesap verme yükümlülüğüne öncelik verilmesinde ısrar etmektedir. Ekonomik özgürlükleri ve sınırsız mülkiyet hakkı neticesinde büyük çokuluslu şirketlerde çalışan tek tek fertleri düşünelim. Bu kişilerin hayatlarının çoğu alanını bire bir etkileyen kararların mekanizmasında demokrasi namına hiçbir şeyin olmaması, ekonomik piyasanın özerkliği manasında hiçbir denetleyici demokratik mekanizmanın olmaması bu bireyler için verildiği söylenen özgürlüklerin tamamen kâğıt üstünde kalması demektir.

Liberal düşünce çok büyük çeşitlilik arz etse de öne çıkan taraflarından bir tanesi, sömürü ve cemaat sorunlarında suskun kalmasıdır. Örneğin bugün tüm dünyada sömürünün en büyük faktörlerinden olan modern şirket, neo-klasik ekonomide bir birey gibi görünüp bireyin hakları ile donanmakta, bu yüzden de politik söylemde “özel” alana dâhil edilmektedir. Dolayısıyla modern şirketin toplumsal iktidar yapılarındaki devasa gücü görmezden gelinip, demokratik denetimden muaf tutulmaktadır. Geleneksel cemaat yapılarının bir şekilde birleştirici etki gördüğü ya da otoriteye imkân verdiği bir dünyadan, bu yapıların tümünün yıkıldığı bir dünyaya geçildiğinde liberal düşünce bu yapıların yerine yenilerini ikame etmek gereğini duydu. Çünkü kendi çıkarları peşinde koşan atomize bireylerin olduğu bir ortamda liberal mülkiyet haklarının yaratması muhtemel çatışmaların engellenmesi için bir birleştirici unsura ve liberal değerleri koruyan devlete ihtiyaç vardı. Liberal hukuk devleti…

Digitürk’ün açtığı dava neticesinde sadece ilgili blogları değil tüm siteyi engelleyen mahkeme, liberal hukuk devletinin sıradan bir yansıması olarak işlev görmüştür. Bunun dışında bir şey yapamazdı. Zira hukuk, ekonomi ve o ekonominin “sahibi” devasa şirketlerin çıkarlarının korunması, bir birey gibi işlev görmeleri dolayısıyla onların toplumsal ilişkide ve çıkar örgütlenmelerindeki ezici yerleri ihmal edilerek inşa edilir.

Çözüm, liberal hukuk devletinde değildir. Zira “hukuk devleti” liberal değerlerin ve yanı sıra ekonomik alanın korunması amacıyla kurulan bir mekanizmadır. Bütün özgürlük görünümlerini, devasa ekonomik aygıtların aleyhine görünen durumlarda hızla askıya alabilir. Şili’de ve dünyanın bir sürü yerinde büyük şirketlerin çıkarı için yapılan darbeler, “devrimler” çok uzağımızda değil…