Üçüncü Gezi’nin Katmanları ve Anatomisi: Vampirlerin Günü

Posted on Mart 13, 2014

0


Gezi olayları sırasında duvardan seken bir biber gazı kapsülünün kafasına isabet etmesi sonucu aylardır hastanede yaşam mücadelesi veren Berkin Elvan hayatını kaybetti. Öncelikle o olayların içerisine, ister ekmek almak, isterse de molotof kokteyli atmak için olsun, hangi sebeple dâhil olmuş olursa olsun, on beş yaşındaki bir çocuğun ölmüş olmasının çok üzücü olduğunu ve kalbi olan herkesin bu ölümden bir sorumluluk çıkarması gerektiğini ifade etmemiz gerekiyor.

Ölüm haberi verilir verilmez (hatta daha da öncesinden) Berkin’in Üçüncü Gezi için bir bahane olarak kullanılacağı belli oldu. On, on beş gün öncesinden “10-25 Mart arası Türkiye karışacak, iç savaş çıkacak” temennilerini / planlarını yazıp duran haşhaşi çetesi kalemşorlarının istedikleri / planladıkları nihayet yürürlüğe girecekti! Hayatları boyunca insanların canı ve kanı üzerinden bir ölü seviciliği karakterleri yapmış “sol” gruplar, ortalığı yakıp yıkmaya başladı. Bu “sol” gruplara “ortalığı yakın sizin yanınızdayız” gazı verenlerse “sol” kesimden bambaşka yerlerden geliyordu. F.Gülen’in tahrik edici ve Alevilere “hadi Hükümeti yıkmak üzere sokağa çıkın” anlamına gelebilecek “başsağlığı” mesajı, 90’ların “jandarma karakollarına çekilenlerin bir daha dışarı çıkamadığı” karanlık Türkiye’sinin bir numaralı sorumlusu Demirel’in ortaya çıkarak fitil ateşleme girişimleri, Tusiad gibi karanlıktan beslenen sermaye grupları, Boyner gibi tuzu kuru İstanbul haramzadeleri, adeta tek bir elden yönetilir gibi, sokaklara çıkan bu gruplara psikolojik, finansal destek verecekleri garantisini veriyorlardı. Nitekim, verdikleri destek, Berkin’in cenazesinin kaldırıldığı günün gecesinde, Burak adlı bir gencin, DHKP-C’li teröristlerin yakıp yıkmak istedikleri arabalarını korumak için dışarı çıkması sonucu kafasından vurulması ve Tunceli’deki olaylara müdahale etmek isteyen polis grubunun içindeki bir polisin kalp krizi geçirip vefat etmesiyle “sonuçlarını” verdi. Vampirlerin kan isteği sonuçsuz kalmamıştı. Birinci Gezi sırasında, çeşitli televizyonlarda “ölümler olsa fıstık gibi olacak” tarzı yaklaşımlarını çok iyi hatırladığımız vampirlerin yine yürürlüğe sokulduğu Üçüncü Gezi girişimleri, bu darbe girişimlerinin anatomisini de şüpheye yer bırakmayacak şekilde ifşa ediyordu.

Birinci Katman: Uluslararası Neo-liberal Çeteler

Türkiye’nin, İslam âleminin liderliğine soyunmaya başlaması ve “one minute” hadisesinden itibaren, bu liderliğin, fiilen Tayyip Erdoğan’ın kişiliğinde ete kemiğe bürünmesi, İsrail’den ABD ve Batı’ya Haçlı Seferlerini ontolojik olarak içinde barındıran neo-liberal dünyanın, Erdoğan’ın devrilmesi için harekete geçmesi sonucunu doğurdu. CIA / Mossad, bütün yapının organizatörü olarak üç gezinin de başköşesine oturuyordu böylece. Finans kuruluşları ve neo-liberal Batı diktatörlüğünü “görünmez” kılacak araçları pazarlayan tüm kurumlar, Türkiye’de bir darbe girişimi için seferber ediliyordu. Mısır’daki darbede insanlar koyun gibi kesilirken, Suriye’de, Sünniler Arap Alevisi Esed’e kırdırılırken, sahte bir merhamet kırıntısı bile gösteremeyen Batı dünyasının tüm kodları, Bosna’da olduğundan da kati şekilde ifşa ediliyordu. İkiyüzlülük ve çifte standardı yüzyıllardır karakteri hâline getirmiş Batı içinde, Türkiye’nin Erdoğan önderliğindeki İslam dünyası liderliğinin devrilmesi gereği, bir zorunluluk olarak planlanıyordu artık!

Neo-liberal çetelerin, dünyanın tüm finansal, ekonomik ve medya gücünü bunun için seferber etmesi, Türkiye’ye ve İslam âlemine açılan savaşın büyüklüğünü ifşa ediyor. Ancak Batı, yüzyılların alışkanlığı ile çeteciliğini, “yerel ama yerli olmayan” grupları piyon olarak kullanarak inşa ettiği için, asıl amaç ve araçlar, kimi perdelerle kamufle edilmeliydi. Bu kamuflajın finansal, dini, sosyal yönleri de aynı şekilde inşa edilmeliydi. İşte asıl katmanın altındaki ikinci katman, yerel ama yerli olmayan sermaye olmalıydı. Türkiye’de yapılmış tüm darbe ve darbe girişimlerinde başrolde olmuş Tusiad ve İstanbul sermaye grupları seferber edilmeliydi.

İkinci Katman: Yerli Olmayan İstanbul Sermayesi ve(ya) Tusiad

Birinci Gezi olaylarının destekleyici ve finansörlerinin Boyner’den Koç’a bu türden sermayeler olduğunu hepimiz hatırlıyoruz. Taksim’i işgal eden Gezicilere, lojistik destek veren, Divan Oteli ve diğer Koç şirketlerinin, “hepimiz çapulcuyuz” diye tişörtler giyen Boyner gibilerin, Gezi’nin daha ilk günlerinde açıkça desteklerini açıklayan Tusiad gibi yerel-karşıtı sermaye gruplarının, Doğan Grubunun, 17 Aralık İkinci Gezi’de ve 12 Mart Üçüncü Gezi’de de başrol oynamaları bu yüzden bizi şaşırtmasın. 28 Şubat’ı hatırlayanlar, aynı aktörlerin 28 Şubat darbesinin de arka planındaki finansörler olduğunu net olarak hatırlarlar.

Bu ikinci katmanın, ilk katmandaki neo-liberal zorbalığın tüm araçlarını kullanma kabiliyet ve niyetinde olduğunu söylemeye gerek yok. Dolayısıyla, ikinci katman, ilk katmanla sonraki katmanlar arasında bir “katalizör” bir “harekete geçirici” olarak işlev görür. Asıl amacın gizlenmesi için, aktörlerin finanse edilmesinden, makyajlamaya kadar tüm kamuflaj unsurları burada planlanıp, finanse edilir ve sahneye konur.

Üçüncü Katman: Medya ve Yerel Olmayan İntelijensiya

Medya ve Türkiye tarihi boyunca her zaman halktan değil güçten yana tavır almış anti-yerel intelijensiya, ikinci katmandan beslenen ve alttaki katmanlara propaganda desteği veren bir işlev görür. Akademi, ama özellikle modernitenin “insan yiyici” bilimi olan sosyolojinin esnafları, aynı Birinci Gezi’de yaptıkları gibi, “akıllı gençlerin” eylemlerinin “sağlamasını” yapmak üzere seferber edilir. Batıcı siyaset “uzmanları”, orijinal fikir üretimi yapamamalarını, eylemlerin “yeni-muhalefet” biçimleri üzerinden saklamaya çalışırlar. Gezi sonrası “duygusal” güzellemeler yazan edebiyat esnafı bu katmanın en “coşkulu” eklentilerindendir.

Medya, bütün darbe girişimlerinde aldığı konumu tekrar alır ve yalan, dolan, iftira ve sahtekârlığı karakter hâline getirerek, üç yazı için, bir asgari ücretlinin yıllarca kazanamadığı paraları bir ayda kazanan haramzadeleri, darbe girişiminin “demokratikliğinin” propagandasını yapmak üzere seferber eder. Önemli olan, doğrunun, hakikatin bulunması, aktarılması değil, kullanışlı olanın amaçlar için seferber edilmesidir. Medyanın, Berkin’in ölümünü Üçüncü Gezi için seferber edişiyle, Taksim’de birkaç ağacın bir yerden bir yere aktarılmasını Birinci Gezi için seferber edişi arasında hiçbir farkın olmaması, amaç yolunda araçların “birleştirilmesinin” en can yakıcı göstergelerindendir. Berkin ile aktarılan ağaçlar arasında “kullanışlılık bakımından” hiçbir fark yoktur bu medya gözünde. “Daha fazla ölümler olsa da ayaklanma bahanemiz çıksa” diyenlerin ürettiği bahanelerden sadece birisidir Berkin ve onun ölümüne üzülenleri değil, onun ölümü ve kanı üzerinden vampirliğe soyunanları ifşa eder.

Bu intelijensiya, sadece yerel olana düşmanlığı değil, yerel olanın işaret ettiği her şeye kini biriktiren bir depo işlevi görür aynı zamanda. Kritik zamanlarda, ister sosyalist, liberal olsun ister Kemalist, bu aydın tipinin İslam düşmanlığında ortaklaşması, bu biriktirilmiş kin ile ilgilidir. On bir yıl boyunca, bütün hatalarına rağmen cumhuriyet tarihinin en büyük “demokratik reformlarını” yapmış olan bir hükümeti, ilk kritik zamanda gemiyi terk eden fareler gibi terk etmeleri de bu biriktirilmiş kinle ilgilidir. Dindarlara yaptıkları “laboratuara girmeden önce din giysisini kapınıza asın” talimatları, kendileri için “laboratuara girince kininizi mutlaka yanınıza alın” talimatına dönüşür. Böylece, zaten modern soysuzluğun bir aracı hâline getirilmiş modern sosyal bilimler, tam da o modern mekanizmanın hizmetkârlığına ve o mekanizmanın “yok etmek istediği” konumların hepsine karşı konumlanmaya başlar. En ılımlı bildiğiniz sosyal bilimcilerin, konu, kritik zamanlarda İslam ve Müslümanlar olduğunda, nasıl da bir vahşiye döndüğünü ve daha önce söylediği her şeyi bu kin için iptal ettiğini bu ülkede yaşamış olan herkes net olarak gözlemlemiştir. Soranız kendini demokrat diye tanımlayan insanların “bu seçim bir zekâ testi olacak” twitleri atmaları ve zımnen AKP’ye oy verecek olanları aptal olarak tanımlamaları, bu modern çarklara teslim olmuş intelijensiyanın kendini bilmez cahil özgüveniyle direk ilişkilidir. Bu dili, “göbeğini kaşıyan adam” “anası danası” söylemlerinde basın mensuplarında, “benim oyumla bu cahillerin oyu aynı mı sayılacak” diyen cahil profesörlerinde görmek mümkün.

Dördüncü Katman: Yerel Olanı Evrenselleştirme Kandırmacasıyla Soysuzlaştırmak

Gülen Cemaati’nin, “eğer başlangıçtaki amaçları sahih ise” bugün geldiği yeri, ancak modern neo-liberal dünyanın, yerel olanı, ona güç vererek, ona imkânlar bahşederek ve bilginin köksüzleştirilmesi aracılığıyla ve yerel olanı “evrenselleştirme” amacıyla soysuzlaştırmasının mahiyetini görerek anlayabiliriz ancak. Cemaatin, üç gezide de, her defasında biraz daha açıktan yer alması, kendi kendisini ifşa etmesiyle direk alakalıdır. İlk gezide, gizlenen, “utangaç destek” veren cemaatin, Mısır darbesine verdikleri destekle biraz daha ifşa olması ve 17 Aralık’ta açıkça silahlarıyla ortaya çıkmaları, üçüncü darbeyi daha da “anlamlı kılıyor. Zira neo-liberal katmanların tüm unsurları açıkça ortaya çıkıyor artık.

Birinci Gezi’nin imamı Eliaçık’tı, İkinci Gezi bizatihi “kâinat imamının” “bastırmasıyla” yapılmaya çalışıldı. Başarılamayınca bir sonraki versiyon olan Üçüncü Gezi ortaya çıktı. Yereli bastırmak için, neo-liberal soysuzluğun yaptığı darbe girişimlerinde, “imam”, kimi zaman bir “tasavvuf ehli” kimi zamansa “vahhabi” olabilir. Önemli olan “imamın” itikadının ne olduğu değil, o imamın yereli yönlendirmesindeki kullanışlılık düzeyidir.

Son tahlilde toplumsal ayaklanmalar tasarlandığında, eğer toplum geneli imanlı insanlardan oluşuyorsa, bunların manipülasyonu için çeşitli “kâinat imamları” da tasarlanmak zorundadır.

Beşinci Katman: Her Devrin Kullanışlı Vandalları ya da Türkiye Solu

Türkiye solu, bütün tip darbe girişimlerinin en kullanışlı unsurlarındandır. Zira yılların “devrim isteği” en yaşlısından en gencine, genlerinde, sokağa çıkan herkesten bir devrim devşirme komedisini doğurur. Sokağa çıkmanın, içeriğe, amaca, yöntem ve şekle bakmadan, kendi başına kutsandığı bir içi boşluktur Türkiye solunun karakteri. İçi boşluk ve ilkesizlik, solu, evrensel sol değerlerin değil, İslam’a veya yerel olana düşmanlığın taşıyıcısı hâline getirir böylece. Bu yüzden en reddettikleri zamanlarda bile, dine ve dindara bakış ve davranışlarıyla Kemalist pozitivizmi yeniden üretirler. Üstelik özellikle intelijensiya, reklam endüstrisi ve medyaya hâkimiyet, sola, en vandal eylemleri bile demokratik bir eylem olarak sunabilme / pazarlayabilme kolaylığı sağlar.

Yerel olana yapılacak her türlü darbenin sokaklardaki sondan ikinci katmanı sol gruplar olagelmiştir. Yerel olana düşmanlık, kibir ve eylemde hiçbir tutarlılık ve ahlâkın gözetilmemesi, sol grupları, üstteki katmanların amaçlarının en alttaki katmandan saklanmasının da asıl unsurlarından yapar. Dünyanın en kapitalist, en neo-liberal, en sömürgeci, en yerli düşmanı eylemleri olan Gezi, Ukrayna, Mısır darbe girişimlerinin hepsinin de o ülkelerdeki “sol” kesimler tarafından sahaya sürülmesi, bu ilkesizliğin en trajikomik sonuçlarındandır.

Ancak sol grupların sahaya sürülmesi tek başına yeterli olmaz. Zira en alttaki katmanda mutlaka toplumsal bir yaranın “pratik sonuçlarını” göreceğimiz bir unsurun seferber edilmesi gerekir.

En Alt Katman: Aleviler…

Her üç Gezi darbe girişiminin de en alttaki unsurunun çeşitli sol / Kemalist kesimler tarafından tahrik edilen / yönetilen / sahiplenilen Aleviler olması bizi şaşırtmamalıdır. “Azınlık psikolojisini” bir tahrik biçimi olarak kullanma, katmanlarını ifşa etmeye çalıştığımız bu uğursuz yapının yüzyıllardır yapageldiği şeydir. Kürtlerden umut kesilince ve barış süreci ile birlikte Kürtleri tahrik etmek zorlaşınca, bu ülkenin ikinci büyük yarasının muhatabı Aleviler seferber edildi.

Aileden toplumsal hafızaya kadar, içlerinde, bir şekilde dışarı boşaltılmamış, birikmiş büyük bir Sünni kini barındıran kimi Alevi kesimlerin, Suriye’de Esed’in zulümlerine “destek” verecek kadar kör bir mezhepçiliğe çekilmesinin, Türkiye’yi istedikleri kıvama getirmek isteyenler için oldukça “kullanışlı” olduğunu kabul etmeliyiz. Şahsen hayatım boyunca hiç kimsenin gözetmediği sevgi, anlayış ve yakınlık gösterdiğim birçok Alevi arkadaşımın, bana bile o birikmiş kini boşalttıklarına şahit olduğum Gezi girişimleri, bir anlamda, üstteki katmanların at koşturabileceği en kullanışlı alanı inşa etmekte gecikmedi.

Cihangir tipi burjuvatik solun, sermaye katmanlarıyla alttaki katmanlar arasında “entelektüel” ve “kışkırtıcı” arabirimi oluşturduğu bu yeni darbe girişimlerinde, Aleviler, sahaya en yoksullarının sürüleceği ve onların muhtemel ölümlerinden çığ gibi büyüyecek bir nefret sarmalının üretileceği unsurlar olarak işlev görürler. Cihangir tipi “solcuların”, Boyner, Koç tipi İstanbul sosyetesinden aldıkları maddi ve lojistik desteklerle, Doğan tipi medya, reklam ve intelijensiyanın propaganda kanallarını oluşturduğu bu darbe girişimlerinde, sahaya sürülecek ve “ancak ölüleri değerli olan” Berkin gibilerinin içinden çekileceği “ucuz” unsurlar barındırdığı için yoksul Aleviler, bugün Gezi için en kullanışlı unsurlardır. Basın, medya, reklam ve finansı elinde tutan ve aktivite merkezleri beyaz Türk/ zengin Alevi / burjuvatik sol / haşhaşi koalisyonu tarafından yönetilen / yürütülen bu mekanizmada çarklardır işte Berkin gibi yoksul Aleviler. Ve hepimiz emin olalım, en alttaki “yoksul Alevi” katmanı, kullanışlılığını yitirdiği an, bizatihi onları kullanan üst katmanlar tarafından “satılacaktır”.

Reklamlar