Amerika’yı Hakikaten Kim Keşfetti

Posted on Kasım 18, 2014

2


Modern düşünce, insanın ruhu ile bedeni arasındaki mesafeyi çoğaltıp, insanı salt bir dünya yaratığı hâline dönüştürmenin adıdır. Bu düşüncenin, bilimden teknolojiye sanata hatta teolojiye kadar bütün “bilgi alanlarını” tam da bu minvalde dönüştürdüğünü görmek, Batı düşüncesi ile “karşılaşmalarımızda” bizim için hayati önemdedir.

İnsanın yeryüzü bataklığında ayakta kalabilmesi, “Allah’ın ipine” sımsıkı tutunmasına bağlıydı. O ipleri tek tek koparmanın “uygarlığı” modernite, insanı bataklık üzerinde yapayalnız, sahipsiz ve desteksiz bırakacaktı. Artık insan bataklık üstünde ne yapacağına kendi karar vermeliydi! Hukukundan ahlâkına kadar merkezini “seküler ‘aydınlanmış’ insandan” alan bir “hümanizm” her bir alana etki ederek hükümranlığını ilan etmeliydi. Hayatı anlamlandırmak için kadim dönemlerin “vahyi” ve hepsi de vahye bağlı olan sanat, ilahiyat, ilim ve teknik gibi araçları ikame edecek başka araçlara ihtiyaç vardı. Bu yönüyle felsefe, “bir zamanlar insana ölümü hatırlatmanın yolu” iken, modern dönüşüm ile birlikte insanın “ölümü öldürmesinin” aracı hâline dönüştü. Ölümü öldür ki, bir zombi hâline dönüş!

“Dikey” ile olan bağlarını yitirmiş “yeni-insan” için “yatay” olana egemen olma isteği başat hâle gelecekti. Artık insan dünyayı işgal etmeli ve dünyada bulunan her şeyi “modern seküler Batılı insanın hükmüne” vermeliydi. Sömürgeciliklerin ve Batı tarih anlayışlarının tabiriyle “keşif hareketlerinin” ana itici gücü bu zihniyetti. Allah ile bağlarını kopararak “çocukluktan yetişkinliğe geçmiş insan” artık kendini Allah yerine koyabilir ve “öteki” her şeye yönelik bir hükümranlık / işgal faaliyetine başlayabilirdi.

“Öteki”, herkes ve her şey demekti aslında. Kâinattaki her unsur işgal edilmesi gereken “öteki” olurken (ki bu düşüncede hatırı sayılır bir Hıristiyan motifin varlığı inkâr edilemez), Batılı seküler insan dışındaki her insan ve Batı dışı her toplum, üzerinde mutlak egemenlik kurulacak ötekiler hâline dönüşür. Batının merkeziliği, diğer her şeyi o merkeze uzaklığı nispetine belirlenecek “çevreler” olarak tanımlar. Tarih anlayışı, dünyayı Batı dünyasına uzaklıkları nispetinde bölümler. Ortadoğu, Yakın Doğu, Uzakdoğu…

Modern düşüncenin ortaya koyduğu bu yeni anlayış, sadece tarih fikrinde değil, bilimden tekniğe kadar her türlü anlayışta bir “Prometheus devrimi” demekti. Artık dünya Batılı seküler insanın hükümranlık alanı olmuş, diğer tüm toplumlar, bu merkezilikte “uygun ölçülerde” değerlendirilecek “çevreler” hâline dönüşmüştür. Bu anlayışların Batı dışı toplumlara ihraç edilmesi, son derece “özenle” belirlenmiş bir dili gerektirmekteydi. Batı dışı toplumların self-oryantalize olması bu Batılı dilin her topluma bir miras gibi devredilmesiyle direk ilintilidir.

Bugün, Müslüman dünyası kendisinin bulunduğu bölgeyi tanımlarken Ortadoğu tabirini kullanıyor, Çin, Hindistan, Japonya, Kore gibi büyük medeniyetler kurmuş toplumlar da aynı Batılı dili kendileri için kullanmaktan sakınca duymuyordur artık! Kendi bulunduğu bölgeyi tanımlarken “Uzakdoğu” tabirini kullanmak gibi…

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın geçen günlerde “Amerika’yı Kolomb’dan çok daha önce Müslümanlar keşfetti” sözlerinin mahiyetini / sorunlarını anlamak için bu Batılı dil ve tarih anlayışlarının çok ciddi farkında olmamız gerekiyor. Erdoğan, haklı olarak, Müslümanların medeniyete katkılarının görmezden gelinmesinden şikâyetçi oluyordu. Peki, kullandığı dil, bu şikâyet ettiğinden tevarüs ettirilmiş bir “yanlışın” dışavurumu değil miydi aynı zamanda?

Çeşitli televizyon kanallarında, gazete ve internet ortamında bu konu tartışılırken, hemen hemen her kesimin düştüğü bir tuzak var. Kemalist / sol / liberal, velâkin Batıcı kesim, kendilerine verilmiş iki yüz yıllık aşağılık kompleksini, tersinden bir “kendini Batı yerine koymakla” ilgili bir self-oryantalizm hâline dönüştürerek, Erdoğan’ın bu tezlerini alay konusu yapıyorlardı. Peki, “Müslüman / muhafazakâr” kesim geri durur muydu? Onlar da hemen savunmalara başladılar. Hatta Erdoğan’ın her söylediğinin “sağlamasını yapmayı” görevi addetmiş Kanal24, AHaber gibi televizyon kanalları, bu işin “uzmanını” bulup konu hakkında Erdoğan’ı destekleyen haberler yapmaktan bir saat bile geri kalmayacaktı. İslam bilim tarihi hakkında son derece değerli çalışmaları olan Fuad Sezgin’e sormuş ve ondan “Amerika’yı Müslümanlar keşfetti” cevabını almışlardı. Melih Altınok gibi kimi “sol-AkPartililer” ise Batı’da alternatif düşünce olarak önü sürülen Viking tezini öne sürmekten geri durmayacaklardı. Ne de olsa Batı dışı sol da ancak Batı içindeki şık alternatif tezlere dayanacak kadardı…

Bütün bu tezlerin ve bizatihi dilin kendisinin Batı düşüncesinin işgalci dilinden miras alınmış olduğunun, üstelik bir derya olan Fuad Sezgin’in bile aynı dili kullandığının hiçbirimiz farkına varmayacaktık. “Keşfetmek” Batı’nın kendisini merkeze koyup, öteki toplumları bir tür “insan-altı / hayvan” hâline getirmesinin dilidir. Batılı, hemhâl olmaz, anlamaz, ilişki kurmaz, keşfeder, işgal eder! Zira öteki insanlar ve toplumlar, Batı olmadan “kendileri” olamazlar, ancak Batı’nın keşfetmesi ile tarih içine girer ve insanlık hakkını kazanırlar!

Evet, Batılı işgal dilinin, Müslümanlar tarafından da aynı şekilde kullanılması, son derece derin bir problemimizi gün yüzüne çıkarıyor. En Batı karşıtı, en modern düşünce alternatifi olmaya çalıştığımızda bile, aynı Mehmet Akif’in son derece iyi niyetle söylediği ama büyük bir problemin ifşası olan “Çağın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı” sözünü tekrarlamış oluyoruz. “Batı’nın iyi yönlerini”, yani bilim ve teknolojiyi alırken, o “iyi yönlerin” nasıl bir dili ve işgal mantığını gerektirdiğini düşünecek düşünür sayımız bir elin parmaklarını geçmeyecekti. Maalesef söylettiğimiz İslam, Batılı dilin bir tekrarı, bir farklı perspektifi olabiliyordu ancak.

Batı’nın “Amerika’yı Kolomb ya da Americo Vespucci keşfetti” tarih tezine vereceğimiz karşılık “hayır Amerika’yı Müslümanlar keşfetti” değildir. Amerika kıtasında, oraya başkaları gitmeden önce de insanlar yaşıyordu ve dahası bu insanlar çok büyük medeniyetler kurmuşları. Güney Amerika’da İnka, Orta Amerika’da Mayalar, Toltekler, Olmekler, Aztekler, Kuzey Amerika’da da değişik türden Kızılderili medeniyetleri vardı. Oralarda, yüzlerce yıldır var olan, Batı’nın, insanlık düzeyi olarak hayal edemeyeceği medeniyetler kurmuş olan toplumlar varken, “keşfetme” tabirini kullanmak son derece çarpık ve işgalci bir Batı dilidir.

Eğer insanlığa nasıl bir katkımız olduğunu tüm dünyaya anlatmak istiyorsak, Batı’nın dünyaya dayattığı bu işgalci, aşağılık dili kullanmaktan vazgeçmemiz gerekiyor öncelikle. Ancak ondan sonra kendi “farkımızı” anlatabiliriz belki. Aksi durumda evet ucuz bir kör dövüşüne malzeme olmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır söylediklerimiz.