Sahte Doların Peşinde Sefalette Eşitlik

Posted on Ocak 5, 2015

1


Yılbaşı geceleri, tüm dünyanın bir “değer yokluğu” üzerinde eşitlendiği “kutlu” zamanlar olarak, post-modern çağların en önemli ritüellerindendir. ABD’den Avrupa’ya, Çin’e, Avustralya’ya, Türkiye’ye, Arap ülkelerine kadar hemen her ülkede benzer bir ritüel ile yeni yıl karşılanır! İnsanlar sürü hâlinde bir yere toplanır, içkiler içilir, havai fişekler patlatılır ve dünyanın yeni yıla girişi, unutkan bir sarhoşlukla kutlanır. Bu ortamda kutlanan her yeni yılın, eskisinden çok daha beter bir rezilliğe gebe olduğunun farkına varmadan…

Modern Batı ve onun soysuz bir uzantısı olan post-modern çağlar, insanları “eşitlemek” için çok ilginç araçlar kullanırlar. “Özel günler”, sırf bu eşitlenme için üretilir; o özel günlerde ABD’den İran’a, Türkiye’ye kadar hemen her yerde benzer ticari tapınmalar gün yüzüne çıkar. Post-modern üretim-tüketim döngüsü, sadece üretilenlerin satılması için bir toplum yaratma amacı gütmez; bizatihi üretim denen şeyin mahiyetini değiştirir. Artık, en önemli ürün, her şeyin çılgınca tüketildiği bu “özgür” alanlardır.

Özgürlük, modern ve ultra-modern çağların en önemli fetişi olarak, herkeste, “kendi isteğiyle” bir şeyler yaptığı sanrısı üretmenin adıdır. Herkes aynı ritüellerin kurbanıdır. Giyimden, yediklerimize ve bunların hepsinin bir araya geldiği doyum noktaları ritüellere kadar her şey bizim için özenle üretilmiş “tüketim hapishanelerinin” içerisinde yürürlüğe sokulur. Giyimimizi, yaptıklarımızı kendimizin belirlediğini sanırız; ancak aslında olan, bize sunulan ve özenle parlatılan bir avuç şey arasından en parlak olanın seçtirilmesidir. Özgürlük kadar, seçim denen şey de çürümüşlüğün üretilmesi için araçlardır sadece. Bataklıkla debelenmekte sonsuza kadar özgür olan insan, kafasını kaldırıp “bu bataklıkla ne arıyorum” sorusunu sorma hakkına sahip değildir. Son tahlilde bu “yeni uygarlığın” en önemli özelliği, bu bataklık hapishanesini, herkesin kendi istediğini “seçebildiği” bir özgürlük alanı yanılsaması ile kamufle edebilmesindedir.

2014’ü 2015’e bağlayan gece Çin’deki bir olay, bu yeni dünyanın nasıl bir şey olduğu yönünde gözümüzü açmasıyla oldukça önemli. Yılbaşı kutlamaları için bir meydanda toplanan Çinli gençlerin üzerine nerden geldiği belli olmayan dolarlar düşmeye başlar. Dolarları kapmaya çalışan gençler arasında çıkan izdihamda otuzdan fazla kişi ezilerek ölür. Sonradan anlaşılır ki, aslında oraya belki bir binadan atılan dolarlar sahtedir.

Sahte dolarlar, ABD merkezli neo-liberal soysuzluğun son derece manidar bir metaforu olarak okunabilir. Binlerce yıllık bir medeniyeti olan ve dahası yirmi otuz yıl öncesine kadar geleneklerine son derece bağlı olmaları ile bilinen Çin’in gençlerinin, bu vahşi ritüelin kurbanları olarak ortaya çıkması, yeni çağ ile ilgili tüm ipuçlarını gözümüze sokar. Dünya, artık ABD merkezli neo-liberal soysuzluğun ürettiği bir ritüel alanıdır ve o soysuzluğun son derece manidar sembolü olarak “sahte dolar” seçilmiştir. Aslının, bizatihi sahteliğin üreticisi olan şeyin bu ikinci sınıf kopyası, artık ritüellerin en önemli unsuru olarak ortaya çıkacaktır. Dolar karşılığı satılmadık hiç bir şey bırakılmayan ritüel alanlarında, aynı şeyin sahtesi, bir kurban ayininin tetikleyicisi olarak işlev görmeye başlar.

Robert Bresson’un L’Ârgent / Para filminde, sahte paranın peşinde giderken, kendi hayatlarının sahteliğini deşifre eden insanların trajedisi söz konusuydu. Sahte dolar da, “aslının” ortaya çıkardığı yeni “insanlık durumunun” trajedisini deşifre eden bir metafordu artık. İnsanoğlu, kendi geleneklerinin ürettiği tüm erdem ve değerleri, vahşi bir kurban ayininde sahte dolar karşılığı değiş tokuşa sokuyordu artık. Bu ayinden berî olan hiçbir şey kalmıyordu hayatımızda. Her şey ancak bu kurban ayininde “isim kazanıyor”, ayinin dışarısında kalanlar aforoz ediliyordu! Liberal, modern / post-modern, seküler yeni dinin ayinleri, bizatihi “isim kazanmanın” tek aracı oluyordu. Ya ayinlerde olursun, ya da yok olur gidersin!

Post-modern çağlarda “dinin geri dönüşü” diye bir şeyden bahsedilir sıkça. Televizyonlarda, dergilerde, felsefe ortamlarında modern düşüncenin “öldürdüğü” dinin geri döndüğü söylenir. Ancak bu geri dönme “hortlama” olarak anlaşılmalıdır. Post-modern ritüel alanındaki kurban ayinlerine, eksik olan “ruhu / anlamı” vermesi gereken bir hortlak olarak! “Geri gelen” din, bu ritüel alanına bağlı olan ve onu yeniden üreten bir dindir. Aynı yılbaşı gecesi sahte dolarların peşinde birbirini ezenlerde olduğu gibi, bu yeni dinin sürüme girdiği tüm alanlarda aynı kurallar işler. Sahte dolar piyasası, başlangıçta temiz olan her şeyin yıkımını sağlayan çürüme alanlarını ortaya çıkarır.

Televizyonlarda, hatta KanalD, CnnTürk gibi, din düşmanlığı ile meşhur Doğan Grubu medyasının en önemli kanallarında bile, her gün, “muhafazakâr” kesimden birisinin yürüttüğü yeni bir “din programının” ortaya çıkması tesadüf değildir. Ritüel alanı, kurban ayinlerine bir “destekçi ruh” aramaktadır ve bu ruh da bizatihi “dini alanın” içinden devşirilir. Coca Cola reklâmları arasında teheccüd namazı kılarken, tepelerine sahte dolarlar atılan ve bu yüzden namazı bozup birbirini öldüren insanlar gerekir, kurban ayinini tamamlamak için. “Din adamları” ve kendi bulunduğu ortamı analiz etmekten aciz “pseudo-düşünürler” bunun için biçilmiş kaftandırlar.

Post-modern kurban ayinlerinin “yaratıcıları”, o ayinleri sürekli kılacak ortamı hazırlamada, en az modern ataları kadar ustadırlar. Sahtelik, tam da “en sahici” olanın destekliğinde sürüme girer. Kapitalizmin, “Hıristiyanlığı aslına döndürme iddiasındaki” Protestanlığın kuyruğunda gelişmesi ne kadar manidarsa, post-modern kurban ayinlerinin de tüm dinlerin kıta sahanlığını çürüterek ve onların yeni bir sentezi ile ortaya çıkması o kadar manidardır. Yılbaşı geceleri, bu yeni ve ortak dinin en önemli ritüellerinden birisi olur ve herkesi esfel-e safilin’de eşitler!

Liberal düşüncenin eşitlik, kardeşlik iddialarının tam da bu ritüel alanına bağımlı kılınması, bu düşüncenin selameti için hayati önemdedir. Çürümemiş, hayat alanını kıskançlıkla savunan hiçbir dinin, liberal soysuzluk alanı içerisinde can bulması mümkün değildir zira. Bu yüzden Coca Cola ile barışan, reklam aralarında teheccüd kılarken, o reklamların nasıl bir kurban ayininin ürünü / sonucu olduğu konusunda düşünmeyi aklına bile getirmeyen kabız dindarların alanıdır liberal ritüel alanları… Tepelerine atılan sahte dolarları kapışırken, o dolarların nerden geldiği konusunda zerre kadar derdi olmayanların…

Evet, liberal soysuzluğun en trajik dışavurumlarından birisi olmuştur Çin’de olan olay. Ancak ders alanlar için tam bir geri dönüş kavşağını görünür kılması açısından hayati önemdedir. Medyanın ama özellikle televizyonların, kurban ayinlerinin üretildiği tapınaklar olduğunu ve tam da tepelerine sahte dolarlar atılarak birbirine kırdırılan “insan kaynağı” ile beslendiğini fark etmezsek, “dinimizi anlatıyor” sandığımız anlarda, aslında, Coca Cola reklamları arsında birer sahte dolar fırlatıcısına dönüşeceğimizin farkına varamayacağız demektir.