Oyum Neden Ak Parti’ye?

Posted on Mayıs 29, 2015

1


“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)

İlginç zamanlardan geçiyoruz. Gezi olaylarından beri, ABD, İsrail, İngiltere, Almanya vs. gibi ülkelerde pişirilen, yerli taşeronlar tarafından servis edilen projelerle karşı karşıyayız. İki yıllık süreç öyle çok şey öğretti, öyle olmayacak şeylerin olabileceğini gösterdi ki bizlere, önümüzdeki seçimlere son derece net bir manzara ile gireceğiz.

Manzara net, evet. Post-modern bir haçlı seferi yaşıyoruz. Mısır’da Mursi’nin darbe ile devrilmesinin, Gazze’de her gün çoluk çocuk insanların öldürülmesinin, Suriye’de Esed adlı soydan katil birinin, yüz binlerce masum insanı katletmesinin de aynı denklem içinde yer aldığı bir haçlı seferi bu… Tayyip Erdoğan, bu haçlı seferinin kilit ismi. Dünyada ne kadar İslam düşmanı grup, STK, ülke, basın vs. varsa hepsinin büyük bir istikrarla saldırdığı ve onların yerel işbirlikçileri ve din düşmanlarının bu saldırının Türkiye taşeronluğunu yaptığı bir durumla karşı karşıyayız. “One minute” olayından sonra, Batı’nın tümden gözden çıkardığı, “bu adam meğer bize uygun değilmiş; meğer İslam birliğini amaç ediniyormuş!” diyerek, her gün yeni bir girişimle alaşağı etmek istediği birisi o.

Uluslararası koalisyon çok net. Cia / Mossad önderliğinde, İslam dünyasında planı olan ne kadar Batılı unsur varsa hepsinin içinde olduğu bir koalisyon bu. New York Times’tan, Washington Post’a, BBC’ye vs. Batı’daki güç odaklarının basın ayaklarının dil birliği etmişçesine saldırdığı tek adam Tayyip Erdoğan. Mursi’nin devrilmesine ve Mursi’ye verilen idam kararına karşı, duruşu olan dünyadaki tek ülkenin Türkiye olması da pek çok şey anlatıyor aslında. Evet, Türkiye, onun liderliğinde Batı’nın taşeronluğundan kurtulup oyun kurmaya çalışan bir ülke olduğu için; İslam dünyasında, beğenelim ya da beğenmeyelim lider olarak görülen ve Müslüman halkların hepsinin sitayişle andığı bir insan olduğu için devrilmek isteniyor Erdoğan.

Gezi olaylarında, son derece basit bir meselenin 27 Mayıs 1960’takine benzer (Gezi’nin de aslında 27 Mayıs’ta başlamış olması bir şey söylemiyor mu bize?) bir darbe girişimine su taşımak için araç olarak kullanılması, uluslararası koalisyonun ne kadar sağlam çalıştığını gösteriyor. Aylarca Taksim’den canlı yayın yapan CNN kanalının, Gezi olayları henüz başlamadan önce oraya teçhizatı taşıdığını bilmek de öyle… Evet, siyonist destekli yeni haçlı koalisyonu, Türkiye içi dengelerle oynamak konusunda da çok mahir. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, ne olduğu belli olmayan bir şahsı ülkeye kurtarıcı olarak sunmaları da, 17 ve 25 Aralık Gülenist darbe girişimlerinde, ana hedeflerin tam da ülkenin en sağlam durduğu yerler olması da bunu gösteriyor.

Ortak düşmanını Tayyip Erdoğan imgesinde İslam âlemi olarak belirlemiş olan bu şeytan koalisyonunun, zaten siyonistlerle hep sıkı fıkı olan Gülenist yapıyı kullanması işten bile değildi. Cemaat, Gezi olaylarıyla birlikte, ama daha şiddetli şekilde dersanelerin tartışılmaya başlanmasıyla devam eden bir süreçte, tüm kodlarını ifşa etti. Daha önce itinayla saklanan o çirkin, İslam düşmanı yüzler artık saklanmaya bile gerek duyulmadan kasalardan gün yüzüne çıkarıldı. Artık Gülen Cemaati, İslam dünyasını tam göbeğinden parçalamak için kurulan bir truva atı olduğunu aşikâr etmeye başlamıştı.

Gülen Cemaati’nin ikinci Gezi süreci olarak değerlendirilebilecek saldırıları ile bambaşka bir durum ortaya çıkıyordu. Aslında bu yeni durum hepimiz için sürpriz bir “olmayacak olan” demekti. Hayatları F. Gülen ve cemaatine küfretmekle geçmiş ne kadar kesim varsa birden Fetullahçı kesilmişlerdi. Anlıyorduk ki, bu kesimlerin F. Gülen’e saldırıları, onun ve cemaatinin İslam’a hizmet eden Müslümanlar oldukları sanrısından dolayı imiş. F. Gülen’in beddua ritüeli ile kime ve ne için hizmet ettiğinin net ortaya çıkması, cemaatinin yönetici ve gazetecilerinin de taşeron oldukları yapıları saklamaya bile gerek duymadan ifşa etmesi, onlarca yıl cemaate düşmanlık üzerinden bir kimlik edinen kesimleri, “yok bunlar bildiğimiz gibi değilmiş, bizim patron bunların da patronuymuş meğer!” deme noktasına getirdi.

Uluslararası haçlı koalisyonu, Türkiye içinde cepheleri toparlamaya başlıyordu böylece. “Hey kavga etmeyin, siz aslında kardeşsiniz!” diyerek, daha önce birbirine düşman ne kadar kesim varsa, ortak bir İslam düşmanlığı şemsiyesinde toparlamaya başlıyordu böylece. Gezi’de, sosyalist, komünist, anarşist, devrimci vs. diye bilinenlerin Kemalistlerle ve hepsinin de başta Koç, Doğan, Boyner grupları olmak üzere ne kadar vahşi kapitalist grup varsa, onlarla girdiği bu gayrı-meşru ilişki, o kesimler için, ortak düşmanın yok edilmesinin her şeyden daha acil olduğunu gösteriyordu. Evet, ağaç gerçekten bahane idi. 27 Mayıs’ta halkın seçtiği insanları idama gönderenlerin zihniyet ( hatta çoğu zaman soy) torunları, bugün çok daha global bir neo-liberal İslam düşmanı projenin taşeronluğuna soyunuyordu. Gezi’ye utangaç destek veren Pensilvanya cemaati, her zaman olduğu gibi kamuflajı ana düsturu ediyordu. Ta ki, ne olduklarını net ifşa ettikleri (Allah’ın gören gözlere gösterdiği büyük bir mucize olarak) o beddua ritüeline kadar!

17 Aralık itibariyle, Gezi’de netleşen koalisyona yeni üyeler ekleniyor, cephe daha da “renklenmeye” başlıyordu. “Türkiye Türklerindir” rumuzlu, Türkiye’de ne kadar namussuzluk olmuşsa hemen hepsinin kontrol ve kumanda merkezi olan gazete, ne hikmetse birden Kürtlere büyük sevgi duymaya başlıyordu! Kobani olaylarında, İslam düşmanı Kürtler, bir gecede elliden fazla Sünni Kürdü öldürüyor, ancak ne hikmetse yine suçlu kabahatli olan Müslümanlar oluyordu. Hürriyet Gazetesi, bu imaj belirleme çalışmasının merkezinde yer alıyor, İşid üzerinden Tayyip Erdoğan’a vuruyor ve PYD ve PKK’ya büyük bir sempatiyle yaklaşmaya başlıyordu. Daha önce hükümeti “PKK ile görüşmek hainliktir” diye suçlayan ve barış sürecini baltalamak için her şeyi yapan, başta Gülenist / Kemalist cemaatler olmak üzere ne kadar grup varsa, birden PKK / HDP sempatizanı olup çıkıyordu.

Neydi bu durumun sebebi? Aslında durum açıklamaya gerek duymayacak kadar açık. Esed’in Suriye’de yaptığı katliamların Türkiye’deki yankıları, Sünni İslam’a karşı açılan global bir savaşın yanında yer olan tüm unsurları aynı cephede bir araya getiriyordu. KCK tutuklamalarının baş müsebbibi, Kürt düşmanlığıyla bilinen bir cemaat, birden Demirtaş’a büyük bir aşkla yaklaşmaya başlıyordu!

Bugünlerde “Türkiye Türklerindir” gazetesi, Demirtaş’ın ne kadar büyük bir demokrat, ne kadar sempatik, yakışıklı, insancıl olduğundan dem vuruyor. Bir gecede elli kişiyi, dördüncü kattan atıp kafalarını ezerek işkenceyle öldürenlerin azmettiricisi Demirtaş, bir kahramandı artık! Zira Tayyip Erdoğan nezdinde Müslümanların ezilmesinin, yok edilmesinin bir aracı olarak kullanılmaya müsait bir yapısı vardı HDP’nin. Bir kere Kürt CHP’si denebilecek kadar, CHP’nin din düşmanı, seküler, Batıcı ilkelerine sahip çıkıyordu. Aralarındaki onca yıllık kavga, ortak düşman olan İslam karşısında birden bitiriliveriyordu! Kılıçdaroğlu Demirtaş’a, Demirtaş Bahçeli’ye, Bahçeli Demirtaş’a garip ve daha önce örneğine denk gelebileceğimizin bile aklımıza hayalimize sığmayacağı övgülerde bulunuyordu. MHP’yi bile birden PKK sempatizanı yapan bu durum neyin nesiydi? Bu koalisyonun bir yanından acaba bize de pay çıkar mı diyerek, Cemaat ve Kemalist / darbeci kanallarda dolanıp duran Saadet’e ne demeli peki? Saadet Partisi yöneticileri bugün bu savaşın cephelerini görmüyor olabilir mi? Mursi’nin sadece Mursi olmadığı gibi Tayyip Erdoğan’nın da sadece Erdoğan değil, İslam dünyasının bir imgesi olduğunun farkında değiller mi? Bunu Tayyip Erdoğan’ın bizatihi kendisinin yapması gerekmez. Ancak bugün İslam dünyasında ne kadar karışıklık varsa onun müsebbibi Batılı haçlı ittifakının, Erdoğan’a tam da bunun için saldırdığını görmek için partizanlıktan başka bir göz gerekiyor demek ki!

Evet, açık konuşalım: Önümüzdeki seçimlerde oyum Ak Parti’ye. Ak Parti’nin yaptığı her şeyi desteklediğim için değil. Tam tersi, bir sürü özelliğini, icraatını ya da icraatsızlığını eleştirdiğim yönü olmuştur Erdoğan’ın ya da AKP’nin. Ak Parti içinde sevmediğim, zerre hazzetmediğim dünya kadar insan vardır. Hele AK Parti medyası diye bildiğimiz Yeni Şafak’tan Sabah’a, Ülke Tv’den, TvNet’ten AHaber’e, Kanal24’e kadar, medyanın, pespayelikte “düşmanlarından” pek de aşağıda olduğunu düşünmediğimi defahatle ifade ettim. Ancak bugün bu kişisel hesapları, bu ferdi beğenmeme hâllerini asıl davanın önüne geçirmeyecek kadar da bir fikir ahlak ve namusuna sahip olmamız gerektiğini düşünüyorum. Madem şeytan koalisyonu tarafından saflar böyle netleştirildi, o zaman bizim ortada durup “ben bir şeye karışmıyorum; ne halleri varlarsa görsünler” deme hakkımız yoktur. Hele ki bazı Müslüman yazar / çizer / düşünürler gibi, Doğan grubunun ya da cemaatin kanallarında gazetelerinde dolanıp, ne şiş yansın ne kebap entelektüelliğinin namussuzlukla eşdeğer sayılması gereken bir kritik dönemde olduğumuzu düşünüyorum.

İslam dünyası açık bir savaşla karşı karşıyadır. Bu savaşta, küçük hesaplarla, çakal gibi ölüden ne koparabilirsem kârdır diyenlerin Müslümanlığından da insanlığından da şüphe ederim. Cepheler madem bu kadar netleşmiştir; bizim de cephemizi seçmemiz şarttır. Bu cephe hakkında bugünkü bir haber hepimize bir fikir verebilir. Bugün romantik sosyete komünistimiz Can Dündar yönetimindeki “eskinin cemaat düşmanı, yeninin cemaat taşeronu” Cumhuriyet gazetesi, “Tırlarda silah olduğu kanıtlandı” türünden haberler yaptı ve silahların, kendilerine cemaat tarafından servis edilen fotoğraflarını sundu. Kendi ülkesini ve dört yıldır açık bir katliama uğrayan Suriyeli Müslümanları değil de, Esed katilini ve Esed’den hiç de aşağıda kalmayan Türk ve Kürt CHP’sini tercih eden / büyüten bir yerde mi duracaksınız; yoksa mazlum katliama uğrarken ona yardım etmek (evet gönderilen silahsa verdiğim oy daha da helâl olsun AK Parti’ye. Mazlumun yanında ne pahasına olursa olsun duran bir hükümetimiz var der, gurur duyarım o zaman) isteyenlerin mi yanında? Evet, ya, çeşitli türlerdeki kavmiyetçiliklerinizin peşinden gidecek ve “Kobani olaylarını” savunacak kadar şirazeden çıkacaksınız; ya da Müslümanların çıkar ve geleceğini kendinizin ya da kavminizin kişisel ikballerine yeğ tutacaksınız? Durum bu kadar net…

Ben AK Parti’ye oy vereceğim; çünkü bu hain, namussuz haçlı seferinde, o namussuzluğun iç taşeronluğunu yaptıkları gün gibi aşikâr olanlara karşı sağlam bir zeminde durmazsam kendi namusumdan şüphe ederim. NOKTA.

Reklamlar