At Tökezleyince İnmek; Ya da Ak Parti’yi ‘Bugün’ Eleştirmenin Dayanılmaz Şehveti

Posted on Haziran 10, 2015

2


Seçimler bitti. Ak Parti, bu defa, on üç yıldır alıştırdığı tek parti iktidarını kazanamadı. Batının tüm şeytanlarının tam olarak Ak Parti’yi devirmek için kurduğu “koalisyon” bir şekilde başarılı oldu. Ak Parti, içinden Türk ve Kürt milliyetçisi oyları, MHP’ye ama çok daha fazla HDP’ye kaybetti.

Seçim hakkında bir sürü analiz, değerlendirme yapılabilir elbette. Meselemiz bugün bu değil. Bugünkü mesele, Ak Parti doludizgin giderken, o atın üstünde dünyaları dolaşanların, at birazcık tökezleyince “ben söylemiştim” dürtüsüyle hareket etmeye başlamaları ve daha ilk günden kibirli bir eleştirme şehvetiyle Ak Parti’yi yalnız bırakacaklarının izlenimini vermeleridir.

Nazarımda dostluğun, savaşın, barışın ve eleştirinin bir ahlâkı, vazgeçilmez bir ilkesi vardır. Dost dediğin, sen iyi gününde iken seni eleştirir, yanlışını gösterir; kötü gününde ise sonuna kadar kayıtsız şartsız mırın kırın etmeden arkanda durur. Ak Parti’nin aldığı bu görece “yenilgi” özellikle Müslüman yazar / çizerler arasında “bakın ben söylemiştimciler” türetti. Her biri bir başka koldan Ak Parti’nin yaptığı hataları, “aslında böyle yapmamalıydıları” sıralamaya başladı. Dücane Cündioğlu gibi, Ak Parti’yi enaniyet ve kibirle suçlarken, kendilerinde, hiç bitmeyen ve artık çürük tadı veren kibri görmekten bile aciz olanları geçtim; en sağlam, doğru, hakkaniyetli bildiklerimizde bile bu kibrin, bu “ben demiştimciliğin” çirkin emareleri görülmeye başlandı.

Bu durumun en son örneği İsmail Kılıçaslan’nın yazdıkları. Onun yazdıkları bu şehvetin son derece tipik bir örneğini oluşturduğu için konuşulmaya değer. Kılıçaslan, yazısında, Ak Parti’nin kaybettiği oylarla ilgili analitik parendeler atarken, en dikkat çekici taklası, “aslında Gezi’yi düzgün okuyamadık; Gezi’yi sadece bir darbe girişimi sandık. Hâlbuki Gezi’nin ardında başka bir hak arayışı vardı” demeye getirdiği kısımlarla, “Kobani’yi iyi analiz edemedik” dediği kısımlardı. Evet, zatı-şayirleri, Kobani’de Kürt milliyetçiliğinin -aynı Osmanlı’nın sonlarındaki diğer milliyetçiliklerin hemen tümünde patlatılan ırkçılık tümörünün yaptığı gibi-  Batı kaynaklı ideolojilerin en kolay kışkırtabildiği bir şey olduğu ve bu defa da tüm imkânlarıyla bunu seferber etmek isteyen şeytanların amacına ulaştığı gerçeğini tespit etmek yerine, Ak Parti’yi tam da en doğru yaptığı şeyden vurmaya kalkışıyor. Ve maalesef Kürtlerin seküler ya da Müslüman pek çoğunun bu kavmiyetçiliğe göbeğinden bağlanmış olduğu gerçeğini tespit etmek yerine, bize “Kobani’yi anlamalıydık” demeye getiriyor. E ne anlamalıydık Kobani’den? Söz konusu olan kendisi olunca (ki Kobani’deki masum insanların Türkiye’ye getirildiğini, orada kalanların sadece PYD militanları olduğunu da bilmiyor değiliz) ölümleri önemseyen, kendi dışındaki her ölümü kâr hanesine yazan bir Kürt ırkçılığını mı anlamamızı bekliyor arkadaş? Bu beyaz Türk, ABD ve İsrail destekli sol-ırkçılığı okşayarak mı oy alacaktı Ak Parti? Ya da Kobani için mücadele ettiğini söyleyen HDP/PKK sempatizanı Kürtçülerin, sınıra İsrail-Kürt-ABD bayraklarını birlikte asmasının sebeplerini mi… Evet Ak Parti dünya kadar hata yapmıştır; ama hem Türk hem de Kürt milliyetçisi oylardaki kaybı, bu hatalardan değil, tam da en iyi yaptığı şeyden dolayıdır. Tayyip Erdoğan başta olmak üzere başlarını Kürt meselesini çözmek için taşın altına koyanlara, kendilerine gösterilen ilk “devlet ufkunda” ihanet edenleri mi anlayacaktık Kobani deyince?

Kılıçaslan gibi pek çok Müslüman yazan çizenin, Gezi olaylarını anlamalıyız türü yumurtlamalarına epey denk gelmiştik. Daha ikinci gününden soysuz bir darbe girişimi olduğu açık şekilde ortaya çıkan bir neo-27 Mayıs eylemini mi anlamalıymışız! E ne de olsa bugünün genç Müslüman aydınlarının çoğu Nilüfer Göle’nin rahle-i tedrisatından geçti ve o tedrisat, a,b,c,z kuşağına kadar tüm genç azgınları anlayıp okşamamızı bekliyor bizden!

Daha seçimin ikinci gününde, saldırılar yoğunlaşırken, sadece yüzde 13 oy almış DHKP-c/PKK/Mossad/CIA ortak yapımı bir hareketin, genel başkanından en alttaki soysuz Kürtçüsüne kadar hemen hepsinin, Tayyip Erdoğan’ın idamından (yok yok idam etmeyecekler, sadece yargılayacaklar!)  bahsetmeye başladığı, hemen tüm partilerin Erdoğan’ın meşruiyetini masaya yatırdığı kritik bir zamandan geçtiğimizi ve bu saldırgan soysuz güruhun tam da Gezi’nin göbeğinden çıktığını bildiğimiz hâlde, bu saldırıları görmezden gelerek ve  “vurun abalıya” deyip Ak Parti’ye vurarak mı göstereceğiz “ne kadar objektif aydınlar” olduğumuzu! Biraz insaf, biraz feraset! Hani o herkesi kendisine davet ettiğimiz ferasetten…

Kılıçaslan gibilerin bugün yaptığı, henüz Mursi’ye yapılan darbeden birkaç gün dahi geçmeden, “İhvan, halk ile bağı sağlam bir kuruluş değildi. Kahvelerde, restoranlarda İhvan’ı hiç görmedim. Doğrusu İhvan kibirli bir hareketti” diyen El-Ezher mezunu “Müslüman” tanıdıkların yaptığına çok benziyor. Kendi korkaklıklarının cezasını yüzde 52 oy almış bir hareketi “halktan kopuk olmakla” suçlayarak çıkaracak kadar çapsızlık ürünü bu söylemlerin Türkiye’de sadece Gezici güruha ait olduğunu sanırdık. Meğer at tökezleyince ata bir tekme vurup başka ata geçmek isteyen epey çokmuş bu ülkede!

Peki, madem eleştirinin şehvetine geçiş yaptık, bir eleştiri de bizden olsun! Ak Parti’yi, saldırıların ayyuka çıktığı, Fatih Yaşlı’sından Murat Belge’sine Ömer Laçiner’ine kadar baş-darbeci “faşist-solcuların” üstü kapalı ya da açıkça İstiklâl Mahkemelerinin tekrar kurulmasından bahsettiği bu “anlı şanlı” günlerde, “kendini eleştirmeye” davet edenlere bir davet de bizden olsun! Üç Meksikalı silahşordan birisi olarak, Sırrı Süreyya Önder başlıklı karanlık şahsiyeti hangi karanlıktan çıkarıp da başımıza sardınız, promosyonunu yaptınız diye sormaya da hakkımız olmalı değil mi? Ya da hiç bundan vicdan azabı duyup nedamet getirdiniz mi diye sormaya… Ya da sizin Meksikalı programınızın, Türkiye’de ne kadar genç, şehvetli, ün manyağı, sola çeken “Müslüman” varsa hepsini aşağı yukarı aynı türden bir çukura sürüklediğini görüp “biz ne yaptık” dediğiniz oldu mu hiç? Mesela o “ün manyağı” Müslüman gençler Ak Parti bunca yoğun saldırı altındayken “Ak Parti devrilirse, İslam yok olacak sanıyorlar” diye çokbilmiş dalga geçerken? Eminim aynı model kompleksli hep sola rampa yapan Müslüman gençlerin Mısır versiyonu “Mursi giderse İslam yok olacak sanıyorlar” deyip darbeyi paşa paşa evinde kahvesini yudumlayarak seyretmiştir! Bugün de yakında olacak idamlar için “onlar idam edilirse İslam yok olacak sanıyorlar” diyorlardır aynı insanlar. “Olmadan” dalından fırlayıp, “bir kırıntı dahi olsa” bilgisinin rantını almadan o bilgiye kıymet vermeyen bu yeni nesil Genç-Müslümanların “örneği” olmaktan hiç mi hicap duymadınız? Ak Parti militanı gençleri suçlarken, televizyonlarda cirit atan ve hemen hepsi sizin “süreğiniz” olan o gençlerden…

Bu eleştirilerimizi “Ak Parti militanlığı” olarak değerlendirecek çok kişi olacaktır elbette. Zira Dücane Cündioğlu’ndan, Eliaçık’a gelinceye kadar Müslüman kesim içinde, “sola bakıp” hizaya gelenlerin / getirenlerin fanatiği büyük bir grup olduğunu ve bunlar gibileri eleştirdiğimiz her zaman, aynı türden saldırılarla karşılaştığımızı yaşararak bildiğimiz için bunun bir önünü almak gerekiyor. Kendi şahsıma hiçbir zaman Ak Partili olmadım. 2007’den beri Ak Parti’ye oy verme sebebim, dünyanın en rezil saldırılarıyla karşı karşıya kalması ve Müslümanları temsil noktasında özellikle “one minute”ten sonra en sağlam kale olmasından dolayıdır. Ama mesela, Ak Parti’nin, gezmediği, rantını yemediği belediyesi, Ak Parti ve hükümetin imkânları aracılığıyla dolaşmadığı ülke kalmayanlardan olmadım hiç! Bu yüzden Ak Parti militanlığı suçlaması daha çok bu imkânları sonuna kadar kullanan yazar/çizer tayfası için kullanılmalı, benim gibi “sıradan halktan birisi” için değil!

Ak Parti ya da başka bir parti eleştirilebilir, eleştirilmeli de. Ama yedi düvelin saldırdığı, Tayyip Erdoğan’a idam çığlıklarının atıldığı bu günlerde değil. Bu günlerde bize düşen, bir dosta yaraşır cesaret, hakkaniyet ve vakarla cephede mırın kırın etmeden sapasağlam durmaktır. Kendi şahsıma, Ak Parti’nin geçmişte eleştirdiğim, gelecekte eleştireceğim dünya kadar özelliği olmasına rağmen, bu soysuz saldırılar duruncaya kadar hem Ak Parti’nin hem de Tayyip Erdoğan’ın kayıtsız şartsız, mırın kırınsız yanında olacağıma yemin ediyorum. Aksi durum namertlik olurdu zaten!

Reklamlar