Alçaklığın Evrensel Tarihine Yerel Katkılar

Posted on Eylül 9, 2015

0


İzlandalı yönetmen Friðrik Þór Friðriksson’un Angels of the Universe filminde bir “deli” diğer deliye “Artık bizi normal insanlar gibi giydiriyorlar. Tımarhanenin içerisini evlerimize benzetmek istiyorlar” der. Diğeri “neden?” diye sorar. Deli cevap verir: “Çünkü evlerimiz epeydir tımarhaneye benziyor.”

Baudrillard’a parmak ısırtacak dönemlerden geçiyoruz. Hakikatin kaybolduğu gerçekliğinin de kaybolduğu ultra-simülasyon dönemlerinden… Hayatların gerçeğinin gündemimize yansıması değil, simülasyon olarak üretilenlerin gündem olarak gerçekleşmesi söz konusu artık.

İki yıldır, özellikle Gezi olaylarından beri başlatılan süreçlerin, sosyali soysuzu medyada yansımalarına bakınca, filmdeki deliye hak vermemek elde değil. Çılgın şekilde tımarhaneleştirilen dünyamızda, bizden, dayatılan simülasyonlarla yaşamamız isteniyor. Bilfiil yaşadığımız olayların aslında gerçek olmadığını dikte eden, ama o olaylar üzerine kurgulanan ve gerçeğin simülasyonunu dahi ortadan kaldıran şeylerin gerçekliğini bir iman umdesi olarak dayatan bir sanal dünya medya. Son günlerde yaşanan şeyler, bu insanî dahi olamayan komedyanın en dibe vurmuş hâli…

Düşünün HDPKK her gün onlarca askerimizi polisimizi şehit ediyor; ama sol / Kemalist kesimden MHP’lisine, Gülenist ve liberaline kadar “yerli olmayan” ne kadar kesim varsa hepsi PKK’yı değil Tayyip Erdoğan’ı suçlu ve katil ilân ediyor. Başta cumhuriyet döneminin en az altmış yılına darbeciliği ile damga vurmuş Hürriyet olmak üzere, Doğan’ı Şahin’i Koç’u ne kadar medya ve ko-medya grubu varsa hepsi PKK’nın yaptıklarını aklama görevi ifa ediyorlar. Nişantaşı – Bebek – Cihangir hattının “Kürtleri hizmetçi olarak bile kabul etmez” kesiminin, nedense birden bir kahraman olarak piyasaya sürdüğü Demirtaş’ın bir pür-i pak figür olarak temsiliyet bulmasıyla PKK’nın aklanması arasındaki bağı, bizzat “biz sırtımızı PKK’ya, PYD’ye, YPG’ye (ve bilimum harf kombinasyonlarına) bağladık” diyen HDP eş-başkanı ifşa ediyor aslında… Türkiye’nin haramzadeler hattı, her zaman olduğu gibi, elini ateşe sokmadan istediğini yaptıracak bir kukla bulmuş gözüküyor…

Kendilerini seksen yıldır insan yerine koymamış Kemalist / sol kesimin kollarında, “Kürt meselesini çözmek ve barışı tesis etmek için gerekirse baldıran zehiri içerim” diyerek onlara cumhuriyet tarihi boyunca uzatılmamış dostluk elini uzatan birisinin elini kırmak, HDPKK’nın bütün kodlarını açığa vurdu elbette. Ancak asıl ifşa olan şey, “mesele Müslüman düşmanlığı ise gerisi teferruattır” koalisyonunun, ortak patron şemsiyesi altında çalışma biçimidir.

Bu konsorsiyum, Batılı patronlarının “gerekirse ülkeyi parçalayın ama Müslümanların kendi başına kendi kararlarını almasına izin vermeyin” emrini harfiyen uyguluyor bugün. PKK vuruyor, Kemalist / sol “fikir önderleri” ve Gülenist / siyonist cephenin kamikazeleri, PKK’nın izini silerek, o izlerin yerine Tayyip Erdoğan’ın izlerini yerleştirmeyi amaçlıyor. Medya ve sosyal medya, tam anlamıyla, hakikati görünmez kılıp, yerine sanal ve sahtelerini geçirmek üzere konuşlanmış. Önemli olan gerçeğin açığa çıkması değil epey süredir. Gezi olaylarında tezviratçılığın en aşağılık versiyonlarını gördük sanıyorduk. Ama bugün görüyoruz ki durum hiç de öyle değilmiş. İnsanlığın çukurunun dibi yokmuş hakikaten…

Birkaç örnek, ne demek istediğimizi daha net ortaya koyacaktır elbette. Dağlıca’da PKK’nın mayın patlatması sonucu şehit olan on altı askerimizin acısını dahi hissetmeye vaktimiz olmadan, bildik kesimlerin iz-silicileri iş başına geçti hemen. Hürriyet adı verilen çöplüğün, en az gazetenin kendisi kadar çöplük haberci ve köşecileri, Tayyip Erdoğan’ın “400 milletvekili verilseydi Dağlıca olmazdı” dediğini, üstelik canlı yayında izlediğimiz bir programdaki cümleyi aşağılık şekilde manipüle ederek, tüm dünyaya ilan ettiler! Artık Dağlıca ve o hain pusunun katili PKK değil, Tayyip Erdoğan’dı konuşulan. Gezi’de binlerce defa yaptıkları gibi, yine ıslık çalarak, hakikati silip ancak şeytani bir büyücünün el çabukluğu ile yerine yenisini yerleştirivermişti çakal sürüsü… Hürriyet, haberin yalan olduğu ortaya çıktıktan az sonra haberi internetten çekecekti; ama onların da kendi hamurlarından çok iyi bildikleri gibi, çamuru atınca mutlaka izi kalıyordu bir yerlerde.

Hürriyet’in twitter sitesi haberi sildiği hâlde, iki gündür aynı haberi kullanarak, her şehit haberinin okunu, PKK’yı unutturarak ısrar ve maharetle Tayyip Erdoğan’a çevirmek isteyenlerden bahsedelim biraz…

Bilirsiniz Koray Çalışkan diye birisi var. Boğaziçi gibi anlı şanlı bir üniversitede öğretim üyesi. Cafcaflı unvanlarıyla Bebek’teki (ya da bilmem ne belâdaki) yalısında, “çok zor şartlar altında”  devrim mücadelesi veren bir devrimci! Bu şâhısa, iki gündür her şehit haberini “Tayyip Erdoğan, 400 milletvekili için değer miydi?” diyerek manipüle etme görevini vermiş, onu yalılarda yaşatan karanlıklar… Aynı şekilde, “sülaleden devrimci” gönülden Nişantaşılı Pelin Patu’nun, Tayyip Erdoğan’ı kast ederek “Bir şizofren yüzünden iç savaşa girdik” twiti atması gibi…

Bu, fikri kıt, vicdanı kıt, irfanı kıt şahısların Tayyip Erdoğan için günün her öğününde diktatör suçlaması yaptığını söylemeye bile gerek yok elbette. Ancak ne hikmetse diktatörün ülkesinde, diktatör, medyanın yüzde sekseni, sosyal medyanın yüzde doksanı günde beş öğün kendisine iftira, tehdit, hatta idam çağrılarıyla hakaret edilirken bir şey yapamıyor. Hürriyet Gazetesi başta, bütün tezvirat basını, diktatörün kızına olabilecek en ağır iftiraları atıyor, diktatörü kendi ülkesinin askerlerini öldürtmekle (evet tam da bunu diyorlar) itham ediyor, ama diktatör, o gazeteye bir protesto bile yaptıramıyor! O gazetenin en karanlık şahsiyetlerinden birisi olarak tarihe geçecek olan Ertuğrul Özkök, açıkça katil diyor diktatöre. Üstelik iki milyondan fazla Suriyeli mülteciyi ülkesine ayrım yapmadan (hem de her şeyi göze alarak ensar hüviyetiyle) kabul etmiş birisini, mültecilerin öldürülmesiyle suçluyor. Bu kapkaranlık şahsın Suriyeli mültecilerin Türkiye’deki varlığına en baştan beri karşı olduğunu bilmek ne gam! Önemli olan hiç olmayacak bir yalanın dahi, asıl güzelliğin önünü kalın ve çirkin bir perde gibi kaplaması. Nasılsa, dünyanın tüm şeytanlıkları patronlarının patronlarının ve onların patronlarının elinde… Böylece, iki milyon mülteciyi şefkatle ve imkânlarının tümünü seferber ederek bakan “Müslüman Türkiye”nin aydınlığının ve mülteci teknelerini zerre kadar utanma, vicdan azabı, insaf duymadan batıran Batı’nın karanlığının anlaşılması engellenecek. PKK iyiliği için yaptıkları hedef saptırma, işte PKK’nın da kendilerinin de büyük patronunun çirkinliklerini güzelmiş gibi gösterecek çabanın uzantısı sadece…

Hürriyet adlı çöplüğün yalan haberinden sonra AKP’li bir milletvekilinin de olduğu bir grup Hürriyet binasının önünde protesto gösterisi yapmışlardı dün gece. Bilin bakalım ne oldu? Önce Hürriyet’in asıl sahiplerinden, yani ABD’den ve diğer Batılı vampirlerden ses geldi: “Türkiye basın özgürlüğü konusunda daha duyarlı olmalı!” Sonra yine aynı patronun başka mecralardaki iş temsilcilerinin kurumu Tusiad ses verdi: “Kınıyoruz!” Ve en son bugün, CHP’li bir vekilin, AKP’li vekile, Hürriyet önünde yapılan protesto eylemi için “halkı korkutmak” tan dava açması geldi… Gezide yüzlerce örneğini gördüğümüz “kusursuz yalan zinciri” yine işledi! “Öteki basının” sahibini öldürmek için suikastlar serbest elbette… Makbul olabilme kapasiten kadar konuş!

Gezi olaylarında, “diktatörü” devirmek için, üç ay boyunca ülkenin her şehir ve ilçesinde yakan, yıkan, yağmalayan, işlerine gelmeyen basın organlarına, Türkiye’nin devlet bankalarına her türlü kötülüğü yapanların “halkı korkutmadığı”; ama Hürriyet önünde yapılan ve sadece sözlü protestodan ibaret kalan bir eylemin “halkı korkuttuğu” bir diktatör ülkesi… Hürriyet’in devşirme yazarı Ahmet Hakan Coşkun’un “özgür basın susturulamazı” ile başlayan ve kankalarıyla birlikte sözü 6-7 Eylül olaylarına kadar getirerek sürdürdükleri “eylemci korkutmaya” yönelik sanal makine yine kusursuzca işledi elbette. Ne de olsa bu tür alçaklıklarda yüz yıla yakın bir tecrübeye sahip bir geleneğin “yeni üyesi” kendisi. Alçaklığın evrensel tarihinin Türkiye maddesinin en güzide köşelerine yerleşecek bir manevra kabiliyeti… Ahmet Hakan da elbet biliyor ki, patronu, onun patronu ve onun da patronunun oluşturduğu zincir, global siyonist neo-liberal çetenin zırhını oluşturuyor. Bu yüzden sadece insanlık tarihinin değil, dünya tarihinin de en alçak çifte standartlarını, yalanın binine bin katarak sürdürmekten zerre sıkıntı duymuyorlar. Gezide yakıp yıkana X-Y-Z kuşağı akıllı, parlak demokrat gençler; senin alçakça yalan haberlerini protesto için binanın önüne gelenlere 6-7 Eylül… Üstelik 6-7 Eylül’ün en az on katını, tam da Doğan’cı basının gaz vermesiyle 6-7 Ekim’de gerçekleştirmiş HDPKK çetelerine ve o çetenin siyasi eş-katili Demirtaş’a “barışçı türkücü” övgülerini yapan bir köşeci tayfasından…

“Yerlere izmarit bile atmayan”, ama dağı taşı mayınla döşeyip alçakça haince insan öldüren, insanları uykularında kafalarından vuran HDPKK’ya değil de Tayyip Erdoğan’a saldırmalarının elbette sebebi açık. O sebebi arıyor değiliz. Gezi’den beri önce bizde deneyip beceremediklerini Mısır’da beceren, “çevreyi güvene aldıktan sonra” ve Esed’in katliamlarını maharetle gizleyebilecek İşid makinesini kurduktan sonra, tekrar ana merkeze dönen “asıl patronun” istediklerini yapmak ve devasa bir yalan makinesini yürürlüğe sokmak için besleniyor bunlar. Yoksa kimse kimseye haftada iki üç uyduruk yazı için yatlar katlar bahşetmez! İşte bunların, vicdan, akıl ve namuslarını, karşılığında sattıkları imkânlarının bedelini ödeme zamanlarının gelmesiyle ilgili bütün bu saldırılar. Aksini yapamazlar zaten!

Hakikate karşı, bıkıp usanmadan, tahrik, çifte standart, yalan, iftira devrelerini canlı tutmak zorundalar. Ancak böyle var olabileceklerini herkesten fazla kendileri biliyor zira. Bu yüzden PKK’nın yaptığı her eylemde, katliamın yönünü anında Tayyip Erdoğan’a çeviriyorlar. Önemli olan insanları buna inandırmak değil elbette. Herkesin kendileri kadar akıl ve vicdan kıtlığı yaşamadığını bilecek kadar kurnazlıkları var bunların. Ancak önemli olan inandırmak değil gündemi maharetle değiştirmek. PKK’ya veya o sırada hangi şeytan söz konusu ise ona, zaman ve zemin kazandırmak. Gezi’de de, öncesinde de, hatta bu ülkenin yüz yıllık darbe tarihinde de hep aynı şeyi yapmadı mı bunlar! Kimsenin köpek ve bebek davasına inanmadığını bile bile astılar Menderes’i… Maksat, aşağılık ultra-simülasyonlarının yürürlükte kalması değil, amaç bu simülasyonların, gerçeklik üzerine bıkkınlık verici bir örtü örtmesidir. Öyle bir örtü ki kimsede o örtüyü kaldıracak enerji kalmasın… İftiranın, yalanın ve tezviratın cumhuriyet tarihi boyunca en etkili kesimlerine Pensilvanya’lının ilke, ahlâk, namus ve vatan bilmez çetesinin maharetleri eklenince, doğrusu bu örtüyü hep yürürlükte tutmayı beceriyorlar da…

Müslümanlara, ama Cemaatin artık zıvanadan çıkmış olanları (ki bence artık onlar Müslüman değil) dışındaki tüm Müslümanlara çağrımdır. Bu yalancı, iftiracı, ilke ve ahlâk bilmez şahıs ve kurumlarla mücadele, onların yöntemlerini devşirip aynen kullanmakla olmaz. Onların yöntemlerini kullandığınız zaman, aynen devşirme Ahmet Hakan ya da Pensilvanya’lının kamikazeleri gibi olursunuz. Kendinize ve “eğer bir gram inancınız kaldıysa” öteki dünyanıza tiksinmeden bakamazsınız. Hayır, “biz” onlar gibi olamayız. Bütün bu yalan ve iftira makinesinde, hakikatin tarafında olacağız biz. Tayyip Erdoğan’ı savunuyor olmamızın bir sebebi de dünyanın ve Türkiye’nin bütün şeytanlarının aynı anda aynı kişiye saldırmasıdır. Atılan açık iftiralara rağmen, hakikati bizatihi yaşayarak görmüş olmamızdan dolayı bizim için namus meselesidir Tayyip Erdoğan. Müslüman dünyasının öyle ya da böyle umudu olduğu için bu şeytanlar çetesinin saldırısına maruz kaldığını bilmek bizim için yeter de artar bile…

Alçaklığın tarihinin en “parlak” sayfaları yazılırken, bize düşen o sayfaları bizim cenahımızdan çoğaltma değil. Tam tersi… Alçaklık yapana alçaklığını söyleyip, yine de güzelin, adaletin, doğrunun, velâkin Hakk’ın yanında olmaktır. Zalime Hz. Ömer (r.a.) gibi olmayı asla unutmadan ama…

Allah bu “son savaşta” hepimizin yardımcısı olsun.

Reklamlar