Zeynep Sayın ve İmge(si)nin Pornografisi

Posted on Haziran 21, 2016

1


Sanat ile ilgili olan hemen herkesin öyle ya da böyle tanıştığı kitaplardan birisidir Zeynep Sayın’ın İmgenin Pornografisi kitabı. Sayın’ın, İmgenin Pornografisi başlıklı kitabında sorduğu soru, imge ile temsil veya temsil edilemezlik arasındaki ilişkiye dair ipuçları verdiği için önemlidir: “Hayâl gücünü aşan, temsil ilişkilerini öteleyen ve göze geldiği an görünürlüğünü gizleyen bir imge nasıl üretilir? Böyle bir imge mümkün müdür? Farklı zamanlarda ve mekânlarda nasıl üretilmiştir, üretilebilmiş midir? Temsil edilemeyen salt varlığın ya da salt yokluğun kendi bile, temsil biçimlerine özgü bir göze getirmenin sonucu değil midir? Hayâl gücünü aşan bir görünmezliğin izini süreceği yerde göze geldiği an kendini bakışa sunan bir beden kazanmaz mı her imge, bakışı kışkırtmak ve bakışı çağırmak istediği için kendini bakışa göre örgütlemekten feragat edebilir mi?1 Kitabı boyunca Bizans ikonalarından fotoğrafa kadar imgenin / imge olmayanın izini sürer Sayın. Ancak sorduğu soruya tam ve tatmin edici bir cevap veremez. Zira ister ikonalarda olsun isterse de başka türden “görsel” sanatlarda, imge olmayanı kâmil formuyla bulmanın imkânı ufukta görünmez. Ancak cevapları bulamamasının asıl sebebini, fikriyle zikri, yaptığı ile yazdığı arasındaki derin uçurumda aramak gerekiyor.

Sayın’ın kitabı, 20.yüzyılda sanat ve imge üzerine düşünmüş hemen her Batılı düşünürün “geldiği noktayı” Türk diline “aktarması” açısından önemliydi elbette! Ancak, Sayın’ın kitabında sorduğu sorularla hayatı ve “dili” arasına bir hemhal olma bağı kuramamış olduğunu, son günlerde ortaya çıkan bir ses kasetinden daha da net anlamış olduk. Sayın’ın, kitabında bir karşı duruş olarak ve genellikle Lacan, Barthes ilhamlı sergilediği tutumun, “yerli” olanla ilişkisini kurmaya yetmediğini ifşa eden traji-komik bir ses kaydıydı bu.

Ses kaydının, Sayın’ın Bilgi Üniversitesi’nde verdiği derslerden birisinde tutulduğu anlaşılıyor. Ancak anlaşılan o ki, o ses kaydında söyledikleri, Sayın’ın bir dil sürçmesi olmaktan çok, sözünü ettiğimiz kitabındaki fikriyle zikri arasındaki derin ve kompleks akademik uçurumu tarif ediyor.

Tayyip neye karşı çıkıyor? Son derece cahilane ve nobran ve kaba ve çirkin bir şekilde bunu yapıyor ayrı mesele… Fakat neye karşı çıkıyor? Kendinden önce kurulmuş olan Türkiye’ye karşı çıkıyor! Kendinden önce kurulmuş olan Türkiye’ye nasıl karşı çıkıyor? Onların ‘Büyük Öteki’si Batı’ydı. Onlar, Atatürk, cumhuriyeti hangi doğrultuda kurdu; Büyük Öteki, o Avrupa’daki büyük Batı’ydı. Dolayısıyla memleketi, O’na göre, Büyük Öteki’nin arzusuna göre konumlandırdı ve ona göre ölçütlerini koydu. Bak Batı’ya meydan okuyorum, o ‘One minute’ ile başladı, meydan okumayla birlikte başladı bütün Batı’ya meydan okuyor! Bak şimdi vizeyi de kaldıracak Avrupa topluluğuna girerken. Putin’e meydan okuyor, ona meydan okuyor, buna meydan okuyor, herkese meydan okuyor zaten… Ben de maalesef Türk’üm kimsenin kalbi kırılmasın, kimseye hakaret etmek için bunu söylemiyorum ama, yani zaten nobran, kaba ve “ben yaptım oldu” anlayışında olan bir davranış geleneğinin içinde yaşıyoruz. En iyisini o yapıyor, en güzel nobranlığı, en güzel kabalığı, en güzel ‘ben yaptım olduyu’ işin aslına bakarsanız o yapıyor. Dolayısıyla özdeşleşme imkânı sunuyor, sokaktaki aşağılık kompleksi çeken ile… Çünkü ne çekmek zorunda Batılı ağabeyi karşısında, aşağılık kompleksi… Bütün o yüzde 50, ben yüzde 50’nin yüzde 80 olduğunu düşünüyorum maalesef, bütün o yüzde 50 de ne yapıyor? Aslına bakarsanız Tayyip Erdoğan olmak istiyor, onun karşı çıkışıyla karşı çıkmak istiyor. Çünkü orada bir karşı çıkış var diye düşünüyor, dolayısıyla ne istiyor, onun gibi olmak ve ona benzemek istiyor. Tayyip gibi olmak demek hırsız olmak yolsuz olmak haydut olmak demek aynı zamanda öyle değil mi? Dolayısıyla bütün bu değerler; yolsuzluk, hırsızlık vs. aslına bakarsanız normalize oluyor…2

Sayın’ın yukarıda Lacan’ın “büyük öteki” kavramını açıklamak için kullandığı örnekleme hakikaten traji-komik. Trajik, zira İmgenin Pornografisi‘nde Rönesans sonrası Batı’nın “hakikat yok ediciliğini” teslim etmiş birisinden, Batı’ya ve Batı’nın gör dediğine kayıtsız, şartsız ve zekasız bu kadar kolay teslim olmasını hiçbirimiz beklemezdik. Komik, zira verdiği örnekler, eğer bir pornografi anlatacaksa Zeynep Sayın’ın kendi kendini pornografikleştirmesini anlatabilir(di) olsa olsa!

Türkiye akademisyeninin, postacılık ettiği kavramlarla bir “olma” ilişkisi kuramadığına dair en acı verici örneklerden birisi Zeynep Sayın imgesinin pornografisi. Sanatın ontolojisini anlama yönünde almaya çalıştığı yol, belli ki science citation index’e girebilecek bir şeyler karalama dışında hiçbir çizik atmamış Zeynep Sayın’ın ruhuna ve aklına… Sorun, elbette sadece bir mahalle karısı (ki bence mahalle karısı dediklerine kurban olsunlar) düzeyinde, bolca Amerikan-Türkçesi aksanıyla sıraladığı “aaaaaa”lar arasına sıkıştırdığı iftira düzeyi olarak dahi düşük düzeyli hakaretlerinde değil elbette. Sorun, bütün o aldığını iddia ettiği yolu, hoyratça harcamış olmasında…

Son üç, dört yılda Türkiye’de, sefilleşmesine şahit olmadığımız pek az yazar, çizer, şair, düşünür, sanatçı kaldığı düşünülürse, benim için asla şaşırtıcı olmadı Sayın’ın bu sözleri. Self-oryantalizmin, öyle ya da böyle, Meister Eckhardt ile İbn Arabi’yi, Hölderlin ile Yunus’u (k.s.) yan yana anarken bile insanı “kendi çukurundan” kurtarabilecek bir şey olmadığını epeydir gözlemliyoruz ülkece… “Bize” ait şeyleri ele almanın “ilginçlik” ya da akademik bir sos olmaktan öteye geçemediği bir epistemolojik alanda kalıyor bütün bu yapılanlar. Asla bilginin hikmetini (üstelik o hikmeti kitaplarda sayıklarken dahi böyle) ve hikmetle, olmak ve yar-olmak arasındaki ilişkiyi kurmayı beceremeyen bir pornografi hâli bu.

Sayın, imge ile temsil ettiği (iddia edilen) şey arasındaki yarığı anlamaya çalıştığı akademik macerasında belli ki kendi imgesi ile kendi beni arasındaki ilişki üzerine hiç düşünmemiş! Belli ki, bütün o yazıp çizdikleri birer akademik apolet aracı olmaktan öteye gitmemiş onun hayatı için… Zaten “düşünsel itibarını” geri istemesi de bununla ilgili! Yazdığı / aktardığı hiçbir şeyi anlamamış ki, mesela Batı’nın yedi, sekiz yıldır özene bezene ürettiği Tayyip Erdoğan imgesine kayıtsız, şartsız, akılsız ve vicdansız teslim etmiş kendisini.

Ancak mesele burada kalsa yine, sorun basit bir hakaret davası sorunudur deyip geçebilirdik. Ancak, Gezi olayları sırasındaki X, Y, Z kuşağı “gençlerin” hakaretlerinin düzeyini bile aratan bir “imge teslimiyetini” kimse Zeynep Sayın’dan beklemiyordu sanıyorum. Gezici gençlik, hakaret düzeyinde Erdoğan’a edilen her hakaretin aynı zamanda Müslüman kesimi de kapsaması için her türlü “zekiliği” yapıyordu! “Zulüm 1453’te başladı” gibi… Anlaşılan Sayın’ın zekası da o çok övdüğü Gezici gençlikten epey nasibini almış ve fabrika ayarlarına dönmüş!

İmgenin pornografisi, imgenin “bakışı tahrik ederek” ardındaki “hakikati” yok sayması ve giderek hakikatin yok edilme sürecinin adıydı Sayın’a (ve bolca alıntıladığı Lacan ve Barthes’e göre). Sayın’ın Tayyip Erdoğan imgesi üzerinde yaptığı “oynamalar”, elbette Sayın’ı bir sanatçı yapmıyor ama açık bir pornografi ustası yapıyor. “ Tayyip gibi olmak demek hırsız olmak yolsuz olmak haydut olmak demek aynı zamanda öyle değil mi? Dolayısıyla bütün bu değerler; yolsuzluk, hırsızlık vs. aslına bakarsanız normalize oluyor…” derken benim diyen pornocudan daha işlek bir pornografi yolu kurmuş oluyor öğrencilerine ve oradan da herkese… Tayyip Erdoğan imgesi üzerinden, Batı’nın “gör ve göster” dediği bir yüzey oluşturarak, yüzeyin derinindeki her şeyi yok etmeye çalışan bir Batı acenteliği bu aynı zamanda. Ancak yapılan şey sadece Tayyip Erdoğan’a yapılmak istenen şey değil! “… Bütün o yüzde 50, ben yüzde 50’nin yüzde 80 olduğunu düşünüyorum maalesef” derken kimleri kast ettiğini anlamak zor değil! Hırsız, yolsuz, haydut olanı ve “burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin memleketi. ” diyerek şikayet ettiği “katilleri” karşıladığını anlamak için Sayın’ın imge cambazlıklarından geçmek de pek şart değil sanıyorum!

Sayın’ın, Tayyip Erdoğan üzerinden, kitabında “hakikati yok eden” diyerek karşı çıktığı şeylerin, en kaba, en nobran, en hırsız, en haydut, en yolsuzlarını yaptığından zerre kuşkumuz yok! Sayın, alıntıladığımız sözlerinde pornografiyi olabilecek en diplere çekmesiyle, “geri istediğini söylediği düşünsel itibarını” en azından şuurlu Müslümanların gözünde bir daha geri alabilecekmiş gibi görünmüyor. Ha, elbette Yıldız Ramazanoğlu gibi, “Zeynep Sayın bildiğim kadarıyla Müslüman entelektüellerle yıllarca kardeşane dersler yaptı, onu bu kadar kolay harcamazlar sanırım.” diyecek, aynı Gezi’de yaptıkları gibi bu defa da bu ülke insanlarının her şeyiyle alay etmeye, hakaret etmeye alışmış bu yarı-aydınlara uzanacak “Müslüman” eller de olacaktır! Kardeşlikle omurgasızlığı; muhalefet ile adaletsizliği, hakkaniyetsizliği ve çifte standardı birbirine karıştırması değil mi zaten Müslüman dünyasının yazar çizerinin (asla ‘sıradan’ halkın değil) bugünkü ana problemi? Hele ortalıkta adam gibi korkmadan, ürkmeden, ne kazanırım ne kaybederim diye tartıp etmeden yazan çizen ve ahlâk ve davasının takipçisi olan Müslüman yazar, çizerin yok denecek kadar azalmasının sebebi de bu tür omurgasızlıklar değil miydi zaten! Elbet Ramazanoğlu gibiler de sapla samanı maharetle birbirine karıştırıp, tereyağından kıl çeker gibi “kurtaracaklardır” Sayın’ı, Gezi’cileri kurtardıkları gibi… Müslüman dünyasının yazarından akademisyenine (ki akademisyeninden zaten akademik hapislik yüzünden bir şey beklediğimiz yok!) Sayın’ın bu ağır ama entel, iğrenç ama “imgesel” hakaretlerine doğru düzgün bir tepki geleceğini düşünen varsa fena hâlde yanılıyor elbet.

Sayın’ın pornografisinin ilk yönü Tayyip Erdoğan üzerinden Müslümanlara yaptığı açıkgöz acentelikse şayet, ikinci yönü de kendi imgesiyle hakikati (olmayan hakikati aslında) açtığı fay hattıdır. Sayın’ı, en azından kitap ve yazılarında bizler, Batı’nın insanlığı düşürdüğü çukurun farkında olan birisi olarak görüyorduk. Sayın’ın yıllarca ve özenle işlediği imgesi buydu hepimizin nazarında. Ancak imgesinin ardında bir hakikat olmadığını göstermesiyle, kendisi üzerinden de çok “esaslı” bir pornografi üretmiş oldu Zeynep Sayın. Artık Zeynep Sayın  ve İmge(si)nin Pornografisi başlıklı kitabını da bekliyoruz yakınlarda!

Son olup biten olaylarda gözden kaçan bir yönü daha ifade etmeden geçmemek lazım: Bilgi Üniversitesi’nin Sayın’ı Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği için işten attığı propagandası yapılıyor bugünlerde. Üstelik bir Alman profesörün, “Bilgi Üniversitesi artık üniversite değil” diyerek yaptığı “onurlu” protesto da gündemimizi süslüyor. Bütün bu ortaoyununun, aynı Firüzağa’da “oruç tutmadıkları için dövüldüğü iddia edilenlerin” haberinin Radiohead aracılığıyla dünyaya naklen sunulmasında olduğu türden bir oyun olduğundan zerre kadar dahi şüphesi olanın, bu ülkede özellikle Gezici camianın neler yapabileceğini bilmeyenlerin, kendi ülkelerine ne kadar Fransız kaldıklarını tekrar düşünmeleri gerekir.

Bilgi Üniversitesi, bu ülkede Tayyip Erdoğan’a ve Müslümanlara hakaretin en “serbest” olduğu üniversitelerdendir.  Bu tür hakaretlerin, değil akademisyeni yerinden etmek, çok daha yüksek prestij sahibi yapacağı bir yer orası. Dolayısıyla, Bilgi’den atılma, Alman profesör Neumann’ın cafcaflı istifası ve bu olayların “diktatör her muhalefet edeni attırıyor, öldürüyor” tadında servis edilmesi, amacın ne olduğu konusunda epey fikir veriyor hepimize. Evet, açık bir komplonun basit ve “pornografik” bir imgesidir sadece Zeynep Sayın. Ama emin olsun, eğer “düşünsel itibardan” kast ettiği oysa (ki odur, zerre şüphemiz yok!) “büyük ötekileri” ona itibarını “tiz zamanda” fazlasıyla geri iade edeceklerdir…

1) Sayın, Zeynep (2009).  İmgenin Pornografisi 2.basım: İstanbul: Metis Yayınları. S. 7

2) https://www.youtube.com/watch?v=XAi4vplMfIU

Reklamlar