Elbette Tayyip Erdoğan ile ‘Devam’

Posted on Mayıs 15, 2018

0


24 Haziran seçimleri, ülkemiz için çok önemli bir süreçte gerçekleşecek. 7-8 yıl önce hızlı şekilde başlayan, ama Gezi ile birlikte bir kuşatmaya ve 15 Temmuz’da da açıktan bir işgal girişimine dönüşen ” Türkiye’yi tekrar müstemleke devleti hâline getirme projesi” çok kritik bir süreçten geçiyor. Erdoğan ile Bahçeli’nin seçimleri öne alma girişimi, “bir sene içinde bir başka açık işgalin planlarını yapan” ABD ve Batı’yı ters köşede bırakması anlamında çok önemli.

15 Temmuz’da, minimum 50 yıldır besledikleri hainler şebekesinin, milletimiz tarafından bir gecede alaşağı edilmesi, Batılı devletleri artık ellerini saklama gereği duymadıkları bir noktaya getirdi. Tayyip Erdoğan’ın, “tekrar kendine gelmeye çalışan” dünyanın tüm Müslüman toplumları tarafından, -beğenin ya da beğenmeyin- Müslüman dünyanın lideri olarak görülmesi, Erdoğan’ı, Batı dünyasının çıkarı için muhakkak devrilmesi gereken bir konuma getirdi. (ABD onların soysuz bir tetikçisidir sadece. ‘İçlerinde’ birbirleri ile çıkar çatışmasına girdiklerine bakmayın, Müslümanlara zulüm sözkonusu olduğunda dünyanın gelmiş geçmiş en tutarlı topluluğudur Batı topluluğu. Bölgemizdeki görünürdeki anlaşmazlıkları, ‘Müslümanları öldürdükten ve kalanları sadık köleler olmaya ikna ettikten sonra gelirin nasıl paylaşılacağı’ meselesidir sadece; birincil değil ikincildir yani… Diğer her tür ‘ABD vs.İngiltere’ vs. türü anlaşmazlık senaryosunu atın çöpe gitsin.)

Tayyip Erdoğan’a yönelik bu topyekûn namert saldırısı, içerideki işbirlikçilerini son derece heyecanlandırmış görünüyor bir süredir. Sosyal medya, aynı Gezi olayları sırasında olduğu gibi fütursuzlaştı; “devam” demenin bile yasak olduğu, namusuyla, fikriyle, ruhuyla “devam” diyen sanatçılara “sarayın işbirlikçisi” yaftası vurularak “sanatçı muhalif olur” sakızının çiğnendiği traji-komik dönemler geri döndü. “Muhalifliğin”, global iktidarın, her şeyi anlamından soyup soysuzlaştıran, tabiata ve insana bir işgal nesnesi olmaktan öte bir konum atfetmeyen tüketiciliğine değil; en temel karakteri global iktidarın şeytanlarının karşısında cesaretle durması olan birisine yapılmasını sanatçı olmakla eşdeğer gören sanattan-anlamaz bir güruhla karşı karşıya olduğumuz muhakkak. Gezi, bu güruhun tüm içi-boşluğuyla görünür olmaya başladığı önemli bir dönemeçti ve göründüğü kadarıyla 4-5 senedir nadasa aldıkları “Geziciliklerini”, global iktidara bir üst kalibrede yamanmanın “muhaliflik” olarak satıldığı versiyonuyla yeniden ısıtmaya koyulmuş durumdalar. Siyasi kanatta Fetö “toparlaması” olduğu apaçık belli olan CHP-İ(yi)Parti-Saadet Partisi işbirliği, Erdoğan-Bahçeli işbirliğinin karşısına çıkarılıyor böylece. Ak Parti’ye şu ana kadar genellikle Tayyip Erdoğan’a güvendiği için oy vermiş ve AK Parti içinde olan bitene büyük ve yüksek sesle şerhlerine rağmen, bu durumun yine sadece Erdoğan tarafından düzeltilebileceğine inanan birisi olarak, “dünyanın tüm namussuzlarının üzerine ok attıkları hedefin” tam da oy verilecek insan olduğunu düşünmem normal.

Biraz dış medyayı takip edenler mızrağın iyice saklanamaz boyutlara geldiğini görürler. Batı dünyasının tüm “ciddi” medya organları, mesela BBC, CNN vs.’nin, Erdoğan’ı düşürme korosunun tetikçileri olması bir nebze tahmin edilebilir bir şeydir elbette; ancak mesela basit bir spor olayının Batı dünyasında nasıl yankılandığı üzerine ünlü bir spor sitesinin haberi bize çok şey söyleyebilir. [1] Alman futbol federasyonunun, Erdoğan’ın, İngiltere’de Mesut Özil ve İlkay Gündoğan ile görüşmesini kınamasının haberi, Batılı ikiyüzlülüğünün ve namertliğinin çok tipik bir örneği olarak görülmeli! Yazının sonunda “insan hakları savunucuları ve Türkiye’den sürgün edilmiş vatandaşlar tarafından, gazetecileri, karşıt politikacıları ve insan hakları savunucularını sistematik tutuklamaya maruz bıraktığı yönünde suçlandığı” türünden bir cümle ile tanıtılıyor Erdoğan. “Sürgün” dediklerinin bu ülkede daha 2 yıl önce topla tüfekle tankla işgale girişen piç kuruları olduğunu, insan hakları savunucusu dediklerinin Batılı istihbarat kuruluşlarının satılık ajanlığını yaptıkları, “karşıt politikacı” dediklerinin PKK silahlı terör örgütünün üst düzey yöneticisi olduğunu ve binlerce insanımızın kaybından sorumlu olmayı geçtim, verdiği bir emirle bir gecede elliden fazla insanımızın ezilerek, yakılarak hunharca öldürülmesinin baş-sorumlusu olduğunu, gazeteci dediklerinin de bu ülkede son on yılda yapılmış türlü darbe ve işgal girişimlerinin, türlü tiplerde terörist faaliyetlerin “fikir merkezlerinin kalemleri” olduğunu elbette dile getiremeyecektir Batılı namussuzluk! Namussuzluklarındaki engin tutarlılık da bunu gerektirir zaten!

ABD adlı dünyanın son (ve inşallah yakın zamanda tükenecek en-son!) ve gelmiş geçmiş en haydut devletinin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve elçiliğini Kudüs’e taşımasının “şerefine”, İsrail-ABD (ve elbette buraya arka planda tüm Batılı devletlerin ismini yerleştirebilirsiniz) ortaklığının, altmışa yakın Filistinliyi şehit ettiği, binlercesini yaraladığı mübarek Ramazan ayının girdiği bugünlerde, İngiltere’de (yani Batı’nın fikir babasında) tüm Batılı devletlerin yüzlerine karşı  “Siz katilsiniz!” diye haykıran bir cumhurbaşkanıyla elbette ki devam!

Ak Parti’ye bütün şerhlerime, eleştirilerime (ki bu eleştirileri en yüksek perdeden dillendirdiğimi takip eden herkes bilir), Erdoğan’ın bazen bekletmeden dillendirmesi gereken meselelerde sessiz kalması ya da gecikmesine kızmama rağmen, bir kez daha ifade ediyorum: Bu ülke, BBC’de, karşısında söyleşi yapan muhabire, “Siz katilsiniz!” diyen bir Cumhurbaşkanı görmedi daha önce. Davutoğlu’nun, Charlie Hebdo olayında, “kendisini değerli bulsunlar diye” katıldığı o yürüyüş ve sonrasındaki bütün o ezikliğini (en hafif tabiriyle) düşündüğümüzde, dik duran ve bu dik duruşun Müslüman dünyanın haysiyeti için olduğunun şuurunda olan bir Cumhurbaşkanı da görmedik biz daha önce! Dünyanın tüm şeytanlarının saldırdığı birisinin, zaten otomatikman “sınıfı geçeceğini” düşündüğümüzde, olan biten son derece nettir.

Batılı şeytanların ve onların kabadayısı haydut ABD’nin Fetö gibi türlü piyonları aracılığıyla işgal girişimlerini gerçekleştirebilmesinin “zemini” olanları, akla gelecek her türlü hain ve teröristi (Fetö’den PKK’ya, Pyd’ye, DHKPC’ye…) “insan hakları aktivisti”, “gazeteci” diye pazarlayanları, “sürgün olduğu” Batı’da ABD bayrağına sarınıp uyuyan Can Dündar’gillerin ya da İngiltere kraliçesine “Erdoğan’a yeter deyin!” diye yalvaran ve “inanabiliyor musunuz sizinkinden büyük sarayı var!” diyerek yaltaklanan Ece Temelkuran gibi kendini anarşist/solcu olarak tanımlayan soytarıların mı tarafında olacaksınız; yoksa tüm bu saydıklarımın zaten ortak bir merkezden saldırdıkları Tayyip Erdoğan’ın mı?

Soru ve cevap çok açıktır benim için! Yirmi küsur yıl önce kendisini “Madımak katili” olarak tanımlayanların yanında yer almakta ve “Madımak katili” diye tanımladıkları birisine can simidi olarak sarılmakta herhangi bir sakınca görmeyen ikiyüzlü bir siyasetin, Fetö’nün de patronunun merkeziliğindeki işbirliği benim için sadece tali bir meseledir. Asıl mesele, “artık bu adamı devirmemiz lazım!” diyerek ellerindeki kartları saklama gereği bile duymayan Batılı namussuzluğun koşum atı olanlara karşı, tüm kusurlarına rağmen samimi olarak “yerli”, “Müslüman” tutum gösterebilenlerin seçimidir. “Benim ülkemde artık iktidarı siz değil milletimiz belirleyecek” diyerek, 15 Temmuz’daki gibi, namussuzların saldırılarına siper olma meselesidir. Tayyip Erdoğan-Bahçeli işbirliği benim için en çok da bu anlamda hayatidir. 15 Temmuz işgal girişiminden beri, yalpalamadan bu işgale ve o işgalin asıl kumanda merkezine karşı sapasağlam durabilenlere ihtiyacımız var. İşte bu yüzden “DEVAM” diyorum. Türkiye’nin ve yanısıra tüm Müslüman dünyanın ve dolayısıyla da dünyanın tüm mazlumlarının bir yüz yıl daha köleleştirilmesine karşı tüm cesaret ve dirayetiyle durabilen bir iktidar için DEVAM. Aynı Gezi’deki gibi, ülkedeki iktidarı Batı’nın operasyon merkezi Twitter’da değiştirebileceğini düşünen, “Müslümanlara” sürü derken, kendileri sürülüğün tüm emarelerini gösteren, “Devam” diyenlere edilmedik hakaret bırakmayan, Twitter’da, “Tamam” taginin birkaç milyon olması ile iktidar değiştireceklerini düşünenlere karşı sessiz ve derinden “sandıkta görüşelim” devam’ıdır bu. “Siz” istediğiniz kadar bağırın çağırın, o taptığınızı söylediğiniz “demokrasi”nin hiçbir kuralına saygınız olmasın; “biz”, yine söyleyeceğimizi zamanı geldiğinde söyleyeceğiz! 15 Temmuz’da tankla tüfekle karşımıza gelene, önceki bir sürü seçimde, seçim sonuçları belli olmadan önce -her defasında- ‘bunları devirdik, yargılanacaksınız!” çığlıkları atan, sonuçlar belli olunca da olanca “tutarlılıklarıyla” “seçimde hile var” yaygarası koparanlara gösterdiğimiz gibi… Sizin taptığınız demokrasiye inanmıyoruz; ama en azından ortak kuralla girdiğimiz yarışın kurallarına saygı duyacak bir namusa sahibiz; sizden de beklediğimiz şu ana kadar bundan fazla bir şey olmadı… (Ortak kurallara riayet etmek demişken, dün, tam da ibretlik bir şey yayımlandı, kendine solcu diyen ama aslında darbeci faşizmin ‘Yerli-Esed’leri yetiştirme merkezi’ olagelmiş bir gazetede! Sözünü ettiğim yerli-Esed tipolojisinin en tipik versiyonlarından birisi olan F. Yaşlı başlıklı şeyin yazdığı şeye (https://www.birgun.net/haber-detay/menderes-duserken-tekerrur-eden-tarih-216078.html) ama özellikle son paragrafına  dikkatinizi çekmek isterim. Aynı bir önceki seçimde Birikim dahil kendine demokrat ve solcu diyen dergilerde yazanların yapmış olduğunu yapıyor Yaşlı: Milletin seçim kazandırdığını devirmek için ‘halkı’ meydanlara çağırıyor! Abant platformlarının müdavimi Ö.Laçiner ne demişti önceki bir iki seçimden hemen sonra hatırlayın: ‘Bu iktidar artık sokakta ve silahla devrilmeyi hak etmiştir!’ F.Yaşlı denen şey de Menderes örneğini vererek milletin oylarıyla seçilecek bir iktidara karşı muhtemelen DHKP-C teröristlerine verdiği isimle ‘halk’ın, Erdoğan’ı devirme işini darbeye bırakmadan kendisinin halledeceğinden bahsediyor. (Ha sorarsanız Türkiye’de düşünce özgürlüğü yoktur; gerçi, ülkenin cumhurbaşkanına ve ona oy verenlere idam sehpası göstermek, ülkede iç savaşın yolunu döşemek için her türlü pisliği yapmak düşünceden değil kusmuktan sayılmalı, o da doğru! Bu şeyin adıyla sayfamı kirlettiğim için özellikle takipçilerimden özür dilerim, ama bu tipolojinin azgınlığını unutmamak için bazen içlerinden tipik bir tanesini örneklemek gerekebiliyor. Velakin sırf bu boş teneke yerli-Esed’lerin inadına bin defa Tayyip Erdoğan’la devam diyorum. Bu tiplere, ’15 Temmuz’da sizler atm sırasına girip marketlerden nevalenizi toplayıp evinizde çekirdek çitleterek işgalin ve sonrasında kimin patronunuz olacağının sonucunu beklerken, bizler canlarımızı verme pahasına sokaklardaydık ve sadece sizin gibi iki üç çapulcuya değil sizlerin tasmasını tutan sahiplerinize de teslim edecek değiliz ne vatanımızı ne de seçtiklerimizi’ diyorum. )

[1] http://www.goal.com/en/news/mesut-ozil-ilkay-gundogan-criticised-dfb-recep-tayyip/1tp34arqt1nl11hmcxgokpvar0

Reklamlar