Katil İsrail’i ve İsrail’in Yaptıklarının Zeminini Sağlayan ABD Şeytanını Unutmamalı

Posted on Mayıs 15, 2018

0


Bu yazı epey eski bir yazı. Ancak ABD/Batı destekli İsrail’in katilliği, zulmü, şerefsizliği eskimediği için aynı zamanda çok da yeni bir yazı.

İsrail dün ve bugün, ABD gözetimi ve desteğiyle, tüm dünyanın gözü önünde onlarca Filistinli kardeşimizi şehit etti, binlercesini de haince yaraladı. Hiç unutmayın bu zulümleri, ama daha da çok bu zulümleri ortaya çıkaran Batı denen tek dişi bile kalmamış canavarı…

*****************************************

 

“Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.” Araf 179

 

Bu hafta içerisinde izlediğim, birisi bir televizyon haberinden, diğeri de bir filmden iki sahne gözümün önüne geliyor. İlki, anadili İngilizce olan bir ülkeden, muhtemelen ABD ya da İngiltere’den… Diğeri ise Gazze üzerine bir filmden.

Beş, altı yaşlarında bir çocuk, yanındaki, muhtemelen bir, iki yaşında olan kardeşine bakarak ağlıyor. Anne babası da kameraya çekip tüm dünya medyasına servis etmiş, sevimlilik diye! Büyük çocuk kardeşine bakıp şımarıkça konuşarak ağlıyor. Annesi kardeşinin büyüyeceğini söylemiş çünkü ve o da kardeşinin büyümesini istemiyor! Çünkü böyle çok sevimli, böyle çok güzelmiş! Bizim medya da bu “sevimlilik gösterisini” gün boyu gözümüze sokarak “çocuk masumiyetini yaşatmak” üzerine görevlerini yapmış oluyor!

İkinci görüntü, Vibeke Lokkeberg adlı Norveçli bir yönetmenin Gazze’nin Gözyaşları / Tears of Gazabaşlıklı filminden… Yürek dayanmaz bir filmden… Bizim, bir buçuk saat izlerken bile dayanamadığımız acıları, ömürleri boyunca yaşayan Gazzelilerin hayatından kesitler anlatan bir filmden… 2008 katliamlarından bir sahne gösteriliyor filmde. Kurgu ya da Batılı tuzu kuru anne babanın “sevimlilik” olsun diye yaptıkları ev yapımı bir video değil; bizatihi Gazze’de her gün yaşananlardan bir pasaj… İlk videodaki kız çocuğunun yaşlarında Gazzeli bir kız çocuğu, her yanı yaralanmış ve yaralı yüzü tümüyle bezlerle sarılı, anne diye ağlayan ve yaşı diğer videodaki bebekten büyük olmayan kardeşini kucağında sallayarak teselli ediyor. Muhtemelen anneleri ölmüş, muhtemelen o bebek de ölecek. Beş altı yaşlarında, zordan çocukluktan anneliğe geçmiş o minicik yavru, kardeşinin anne diye ağlayışlarına gözyaşlarıyla hıçkırarak “anne gelecek” diye karşılık vererek kardeşini susturmaya çalışıyor. Etrafta ölüler, yaralılar var, her yanda acı dolu çığlıklar… Bazı yaralı bebekler, neden böyle olduğunu anlamadan, dünyadan habersiz ama hepimizin gözüne utancımızı kusar gibi kusuyor hastanede sandalyeden, koltuktan devşirme yataklarında. Hem de minicik bedenlerinden çıkmasını beklemediğimiz büyüklükte kusuyorlar… Muhtemelen hepimizin yüzüne tükürüp Peygamberimizin (s.a.v.) kucağına gittiklerini görüyoruz o sahnelerde…

Bir yanda, çocuklarını istediği her şeyi elde etmek üzere programlamış ve gittikçe bir insan yavrusu değil, hırs şeytanı üretmeye başlamış Batılı zihniyet, öte yanda onca acı içinde, yedi aylığından yetmişine kadar bilgelik ve hüzün dolu bakışlarla ama asla Allah’a isyan etmeyen bir başka zihniyet…

Bu iki sahne, İsrail’in bugünlerde yaptığı büyük katliamın, aslında hangi zihniyetin, hangi zihniyete açtığı savaş olduğunu anlamak açısından oldukça önemli. Gazze’ye, oradaki çocuklara iki katliam arasında pamuk ipliğinde bir hayat yaşatan, insanlığa utanması gerektiğini haykıran görüntüler bunlar. Ama insanlığın, gözleri olmadığı için görmediği, kulakları olmadığı için işitmediği ve bu yüzden belhum adal olmaya layık olduğu bir dünyada yaşadıkları için sahipsizler Gazzeli, Suriyeli, velâkin Müslüman çocuklar… Batı zihniyetini hayat görüşü yapmış, bu zihniyetin tüm türevlerini dünyaya pazarlama sevdasındakilerin neden İsrail yanında olduğunu ve Batı zihniyetine alternatif bir dünya yaratma niyetindekilerin (isterse filmin yönetmeni gibi Batı’dan gelmiş olsun) neden Filistin tarafında olduğunu bu iki görüntüden daha net açıklayabilen pek az şey var.

Bir yanda korkunç bir tüketme, istediğini elde etme, edemediğinde de çirkinleşme hırsının yetiştirdiği ve sırf bu yüzden, çocuklarının bile, başka çocukları öldürecek füzelerin üstüne “İsrailli çocuklardan sevgilerle” yazabildiği “belhum adal” zihniyeti; öte yanda eşref-i mahlûkat olduğunu bilen ve bu yüzden tüm çocuklarını kaybettiği zaman bile “İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn” (Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz) diyebilen insanların medeniyeti… Bir yanda elinde tuttuğu korkunç öldürme gücüyle medeniyet sahibi olduğunu zanneden şeytanın halifeliğine soyunmuş soysuzlar; öte yanda, insanın “halifetullah” olduğunu bilen ve ona göre davrananlar…

Gazze’nin Gözyaşları filminde bu korkunç zihniyet ayrımını gözler önüne seren bir sahne daha var: Yönetmenin, 2008 katliamını üzerinden anlattığı üç çocuktan birisi Rasmia. “Bir gece evimizin tam ortasına korkunç bir patlamayla bombalar düştü” diyor. Annesiyle babası üst katta yatak odalarındaymışlar ve bomba tam oraya düşmüş. “Korkuyla evden dışarı çıkmaya çalıştım, evden uzaklaşmaya çalışırken, bir yandan da ‘Allah’ım beni affet!’ diye bağırıyordum” diyor. Rasmia henüz on bir yaşında ve “Allah’ım beni affet” diye ağlayarak koşmasının sebebini şöyle açıklıyor: “Çünkü yollarda parçalanmış ölüler vardı ve ben koşarken karanlıkta istemeden de olsa üstlerine basıyordum” diyor… Evet, dünyanın neresinde olursa olsun, kendisinden olanlar dışında hiçbir şeyi umursamayan, Batılı / İsrailli insan dışında her insanın rahatlıkla parçalanabileceği bir dünya kuran zalim bir zihniyete karşı, daha on bir yaşında ama kendi yapmadığı, mazlumu olduğu bir şey için bile “Allah’ım Sen beni affet” diye ağlayabilen bilge-çocukların dünyası…

Güzellik kurtaracak dünyayı… Rasmia, Amira, Yahya gibi cennet çocuklarının güzelliği… Her üçü de 2008’deki katliamda ailelerinden, kardeşlerinden öyle çok kişiyi şehit vermişler ki. Bu son katliamda durumları ne, yaşıyorlar mı onu bile bilmiyoruz…  Yahya’nın ağlaması karşısında, yazının başında sözünü ettiğim çocuğun “kardeşim büyüyecek” diye ağlaması öyle sahte, öyle çirkin, öyle itici duruyor ki! Yahya, kardeşleri, arkadaşları büyüyemediği için, dünyanın bütün katilleri onları, tüm dünyanın gözü önünde canlı yayında Yahya’dan aldığı için ağlıyor; öteki ise azgın Batılının şımarık, azgın çocuğu olarak istediği bir şey olmadığı için…

İnsanlık tarihi boyunca, hak ile batılın bu derece net çizgilerle ayrıldığı bir dönem olmuş mudur hiç bilmiyorum. Zira Mekkeli müşriklerin ya da türlü putperestlerin bile, bir ahlâkı, bir şerefi, verdikleri sözlere bir sadakati vardı. Değerden, ahlâktan, kalpten, ruhtan bu kadar yoksun bir insanlık nasıl çıkabildi, hangi arada insanlığın şirazesi bu kadar kaydı onu da bilmiyorum. Ancak bir şeyden eminim ki, bugün Batı dünyası, içinde Rachel Corrie gibi ya da “Gazze’nin Gözyaşlarını” acıyla izleyen filmin yönetmeni gibi vicdanlı insanlar olmasına rağmen, yönetimi, kurumları, düşünce biçimi ve insan-Allah ilişkisini tümüyle koparmasıyla vahşetin, bizatihi kendisinden kaynaklandığı bataklıktır. İsrail bu bataklığın içinde yetişmiş zehirli bir bitkidir sadece. İsrail’i Batılı zihniyetten ve ABD, İngiltere, Fransa, Almanya vs.’den ayırdığımız her an, sorunların asıl kaynağını anlamayı bir sonraki bahara bırakıyoruz demektir! Türkiye basınında (Ak Parti yanlısı basında bu çok daha fazla hatta) Obama yalamalığının, liberal / modern Batı’nın vahşetinin kaynaklarını çözememekten kaynaklanan bir şuursuzluktan kaynaklanmıyorsa, apaçık bir ihanet olduğunu ifade etmemiz, hak ile batıl arasındaki derin uçurumu ifşa etmek için elzemdir.

Devir, Gazze’nin, Suriye’nin ve dünyada ne kadar mazlum halk varsa onların çocuklarının temsil ettiği güzellik için, cihat etme zamanıdır. Fiilen savaşarak edemiyorsak, temsilcilerine karşı tavır alarak yapacağız bunu. Mesela İsrail mallarını boykot ederken, İsrail’in Türkiye’deki baş-temsilcileri olagelmiş başta Doğan grubu medyaları olmak üzere medyaları protesto / boykot edeceğiz. Unutmayalım, doğru, sözden çok daha önemli şekilde, nerede ve hangi cesaret ve saiklerle söylendiği ile ilgili bir şeydir. Doğru sözü yanlış yerde, doğru cihatı yanlış yerde konuşlanarak yapamazsınız / yapamayız.

Devir, dünyada batılı temsil eden zihniyetlerin bütün ağ ve bağlarını anlama, çözme ve ifşa etme zamanıdır. Bunu, bizatihi o bağlar içinde kalarak yapamayız. Gazze’nin Gözyaşlar’nda, bombalama esnasında bir kerede bütün çocuklarını kaybetmiş bir babanın “bunlar insan değil” diyerek kafasını duvarlara vurarak attığı çığlıklarını, tam da o insan olmayanların yanında, onlara para kazandırarak, onların reklâm şehvetlerine su taşıyarak dindiremeyiz. Müslüman, ahlâkıyla nerede olduğunu “seçebilen” insandır. O çocukları mazlum insanları paramparça eden, parçalayamadıklarını da her gün sinsice uyguladıkları fosforlu silahlarla yakan İsrail ve Batı paçavralarının her zaman ileri karakolu olmuş yerlerde mi olacağız; yoksa, paramparça olmuş cesetlere karanlıkta yanlışlıkla bastığı için Allah’tan af dileyen o güzel Rasmia’nın güzelliğinin yanında mı? İkisinde birden olamayız, bunu kafamıza sokalım artık! Müslümanların tarafını net seçme zamanıdır. Hem her türlü ranttan yararlanmak, hem her türlü ağın ve bağın içinde kalarak, hiçbir rant imkanını reddetmeden her yerde olmak, hem de rantını yediğimiz insanlara karşı hakkaniyetli, ahlâklı bir savaş verebilmek mümkün değildir. Müslüman, seçim yapan, seçimiyle aç kalma, ölme pahasına Hakkın tarafında olan kişidir. “Hayat çok zor” diyen, tüm ailesini kaybetmiş Rasmia’dan daha zor durumda değiliz hiçbirimiz. Biraz namus, biraz şeref, biraz cesaret ve ahlâk göstermek, bu cennet çocuklarının acısını biraz da olsa dindirebilir belki!

Filmde, fosfordan vücudunun her yanı yanmış beş altı yaşlarında kızına “o benim nazlı kızım” diye sarılan, diğer bütün çocuklarını ve karısını şehit vermiş babadan zor durumda değiliz hiçbirimiz. Eğer onlar bize güzel yolu, doğru yolu gösteremiyorsa, bizim fikir üretmemizin de, yazıp çizmemizin de, direniş, boykot nutukları atmamızın da zerre önemi yoktur bunu bilmek gerekiyor. Şeytanın hilafetine soyunmuş ve dünyadaki güç merkezlerini, medyadan silaha akademiye kadar ele geçirmiş bir zihniyete, bizatihi onun kurallarına tabi olarak karşılık verilemez. Halifetullah olan insan bu değildir. Rasmia’dır, Yahya’dır, Amira’dır…  Çocuklarının, torunlarının hepsini kaybettiği hâlde “Allah’tan geldik, Allah’a gideceğiz” diyebilen yaşlı kadının, babanın imanıdır insanı halifetullah yapan; İsrail’in ileri karakolu medyasına para kazandırıp, İsrail besleyicisi markalara “Müslüman parası” kazandırırken, mesela Coca Cola reklâmı arası için “bir teheccüd arası” diye hem kendini hem de izleyicilerini kandırabilen post-modern soytarılığın ürünü omurgasız bir neo-müslümanlık değildir bizi halifetullah yapan. Unutmayın, direk ihanet değil, şuursuzluktur Müslüman dünyasını bu hâle düşüren! Ve yine unutmayın, aslında kodları yıllar önce ortaya çıkmış olan ama AK Parti basınının nedense “durumu yeni keşfetmiş gibi” şaşırdığı F. Gülen cemaatinin bugünkü hâlinin de direk bu tür bir anlayışla ilgisi vardır. “Ben sözümü söylerim, nerde olduğumun, kiminle olduğumun / iş tuttuğumun önemi yok” yaklaşımı, bizi tam da iş tuttuğumuza benzetir. Bunu cemaatin serencamından göremiyorsak, bundan sonraki yıllarımız için vay halimize! Müslüman basit olamaz. Müslüman, düşüncesi, davranışı ve modern / ultra modern soytarılığa direnişini kurduğu ahlâkla, bizatihi o soytarılığı yeniden üretecek yollara girmekten ısrarla kaçınmalıdır. Yani Gülen cemaatin yanlışlarına karşılık, tam da Gazze direnişinin ahlâkını seçmelidir, başka çaremiz yok!

Allah’ım beni affet” diye ağlayan güzel Rasmia… Şımarıklığından değil, babasını kardeşlerini kaybettiği için içli içli ağlayan cennet çocuğu Yahya… Bir ayağı topal kalmış, gözünde bin yıllık acıyı taşıyan, öldürülmüş babasının üstüne tekrar füze atıldığını gören, İsrail’in tüm ailesini yok ettiği, “keşke babam ve kardeşlerimle birlikte ben de gitseydim” diyen ama sonrasında Allah büyüktür diyebilen Amira… Suları olmadığı hâlde, “içecek suyumuz yok” şikâyetini dillendirmek yerine “abdest almak için bile suyumuz yok” diyen dünyanın en güzel çocukları…

Allah’ım! Sen bizi bu çocuklara sahip çıkamadığımız için, her daim kendi küçük şımarık dertlerimizle meşgul olup mazlumu unuttuğumuz için affet. Kendimizi çok büyük fikirler geliştiriyor sanırken, küçücük dünyalarımızda hırsla oyalandığımız için affet! Bu çocuklara çok borcumuz var. Onlara bir daha yaşatma bu acıları. Müslüman dünyasına ve tüm mazlum insanlığa yardım et. Senin her şeye gücün yeter. Âmin.

Reklamlar