Değiniler 2

Posted on Ekim 3, 2018

0


Fetö ile mücadele mi demiştiniz?

Başkanlık seçiminden sonra Fetö ile mücadelenin hız kazanacağını ve artık AKP’nin içinde ve yamacındaki Fetöcülerin de temizleneceğini düşünmüştüm doğrusu. Son gelişmelere ve her gün bir yenisi tahliye edilen Fetö finansör veya üst düzey mensuplarına bakınca durumun sadece hâkimlerden ibaret bir basiretsizlik olmadığını anlamak zor değil. Adalet Bakanı’ndan hükümet mensuplarına kadar herkesin sustuğu garip bir hâl var ortada. Kavurmacı ile ilgili tartışmalarda da benzer bir sessizlik görmüştük ve neredeyse aylar süren bu suskunluğa bir anlam verememiştik.

Ak Parti medyasının, uzun zamandır, gazete ve televizyonlarıyla, vicdanlı, hakkaniyetli eleştiriler yapan değil, her şeyi meşrulaştıran bir maymuncuk görevinden başka bir işlevi olmadığını düşündüğüm için medyadan bu tahliyelere ses çıkaran birisini bulmayı beklemiyordum zaten; ancak insanın zoruna gidiyor doğrusu. Bu sayfayı takip eden herkes bilecektir ki Gezi darbe girişiminden beri Erdoğan’ın hep arkasındaydık, en yakınları onu hep arkadan vururken dahi bu durum hiç değişmedi nezdimizde… Seçim öncesinde de seçimin hayati bir seçim olduğunu defalarca yazdım (yazdıklarımın arkasındayım elbette, Allah bu ülkeyi CHP zihniyetine teslim etmesin duamda sabit olduğum gibi…) ama garip bir “değişim” görüyorum her alanda. Fetö ile mücadele, “Fetö borsası”nı haber veren ve önlem alınmasını isteyen Ak Partililerin milletvekili yapılmaması mıymış anlamadım? Her gün yapılan tahliyeler hepimize o borsayı düşündürmüyor mu acaba?

İlk Değiniler’de de bahsetmiştim, AkKemalizmin tuhaflıklarından… Doğrusu Ak Parti enteresan bir şekilde Kemalistlerle uzlaşmış görünüyor ve bu uzlaşma her alandaki atamalardan Fetö tahliyelerine kadar her meselede kendini belli ediyor.

Mesela Enis Berberoğlu neden hapse girmişti? Devletin sırlarını ifşa ettiği için, yani ihanetten değil miydi? Can Dündar da aynı sebepten dışarıdaki hain değil miydi? O zaman Berberoğlu neden serbest kaldı ve daha da kötüsü Binali Yıldırım, neden Enis Berberoğlu’nun eşini arayıp geçmiş olsun dilekleriyle birlikte sevincini ifade etti? Bu durum benim çok zoruma gidiyor doğrusu… Ak Parti’ye yakın medya ise adeta bir yerden ortak emir almış gibi (gibi mi!) bu meselelerde dut yemiş bülbül gibi. Allah sonumuzu hayr eylesin…

İlber Ortaylı ile barışmak!

İlber Ortaylı’yı Topkapı Sarayı genel müdürlüğünden “uzaklaştırıldığından” beri yakinen takip ediyorum. Söylediği her sözle AK Parti hükümetini, o parti mensuplarını ve yöneticilerini dahası en baştaki yöneticisini en hafif tabirle cehaletle suçlayan söylemleriyle her daim beni kızdıran birisi oldu Ortaylı. Bu ülkede ona verilen payeye asla aldırış etmedim ve onu çok sağlam bir teyp kaydından fazla bir şey olarak görmedim…

İlginçtir Aktollerde bir İlber Ortaylı sevgisi türedi birkaç gündür. Yok, kitaplarını Külliye’ye vermiş, yok şu yok bu… Bu gün de Kültür ve Turizm Bakanımız Ortaylı’yı kültürden sorumlu danışman yaptıklarını duyurdu.

Gezi’den beri (aslında çok daha öncesinden beri temel karakter hep bu oldu ki bu karakterdir Fetö gibi bir ihanet şebekesinin yetiştiği ortamı filizleyen) kendilerine küfredenleri taltif eden bir muhafazakâr eziklik söz konusu oldu Ak Parti ve medyasında. Gezi’de en çok küfredenler medyada, tv’lerde en büyük ücretlerle çalıştırıldılar ve hâlâ da bu durumda zerre kadar değişiklik yok.

Doğrusu Ak Parti’nin Kemalizmle girdiği bu hoş-sohbet hâller, bu partiye -artık Erdoğan için bile olsa- bir daha oy vermeden önce bin defa düşünmem gerektiğini söylüyor bana. Zira istikrar ve ezik olmayan bir karakterdir en çok beklediğim şey ve Erdoğan’ı sevme sebebim tam da buydu şu ana kadar… Bunun değiştiğini hissettiğimde hiçbir güç bana, ne zaman ne yapacağı, kime eğilip kime yaltaklanacağı belli olmayan bir siyasi harekete oy verdiremez, bu kadar net!

Antalya Film Festivali’nde Cem Yılmaz Retrospektifi

Antalya Film Festivali’nin 2018 programında bu başlığı görünce nasıl güleceğimi şaşırdım. Üstelik Bela Tarr’ın da ders vereceği, iki filminin gösterileceği bir festivalde oluyor bu! Antalya Büyükşehir Belediye başkanıyla festival yöneticisini, Bela Tarr’ı da alarak Cem Yılmaz filmlerini izlerlerken düşündüm de, hayatımda gördüğüm en traji-komik manzara olabilirdi bu!

Öyle ya da böyle “bizim kesimin” yaptığı işlerde gördüğüm çok genel bir sorun var: Yaptığı şeyin ne olduğunun farkında olmayan bir ciddiyetsizlik hâli ve engin bir popülizme eşlik eden hiç bitmeyen bir eziklik… Bir festivale Cem Yılmaz’la birlikte Bela Tarr da davet ediliyorsa ve her ikisinin de retrospektifleri birer gün arayla oluyorsa, o festival, tam anlamıyla ortaya karışık bir şuursuzluk geçidi sunuyordur, daha fazlasını değil… Ferzan Özpetek’in büyük övgülerle ödül alması da ayrı komedisi olarak tarihe geçecektir bu “Yeni Antalya Film Festivali’nin”…

Hep söylediğim bir şey var, burada tekrarlamak elzem oldu: Bir işi ya hakkıyla yapın ya da hiç yapmayın. Hakkıyla yapılmayan iştense hiç yapmamak bin defa daha iyidir, benden söylemesi…

Andımız!

Bu ülkede “Andımız”ın karakteristik özellikleri, gerek yazan kişinin kimliği, gerekse de o “ant”ın en çok hangi dönemlerde etkin olduğuna bakılarak rahatlıkla anlaşılabilir.

Tek tip insan yetiştirme makinelerinin öğütüm sisteminin en karakteristik özelliklerinden birisinden bahsediyoruz. Son haftalarda Andımız’ın tekrar okullarda okunmaya başlaması gereğinin “propagandistliğini” Aktollerin yapmaya başlaması AkKemalizmin bir başka görünümü olarak anlaşılmalı.

Sebebini bilmiyorum, ama Ak Parti’deki bu Kemalistleşme temayülü beni ciddi şekilde rahatsız ediyor. Fetö ile Kemalizm arasında pin-pon topuna mu dönmeliydik biz? Hakikaten çok canımı yakan, umutsuzluğa sevk eden şeyler oluyor son aylarda. Başkanlığın, bu ülke için her şeyi iyiye götüreceğine inanıyordum, Tayyip Erdoğan’a da güvendiğim için… Erdoğan’a hâlâ güveniyorum, ama Erdoğan’ın -neden bilmem- adam seçme konusunda (bakanlar kurulu iş yapmaya başlar başlamaz neleri yapamayacağını da ifşa etti maalesef!) hiç de isabetli kararlar ver(e)mediğini düşünüyor ve bu bende ciddi anlamda rahatsızlık uyandırıyor.

Andımız tartışması da bunun yansıması… Eğer bir gün Andımız tekrar okullara gelirse, bilin ki Kemalist vesayet renk, biçim değiştirse de gücünü hiç azaltmadan devam ettiriyormuş! Vesselam…

Reklamlar