“Bir yanda Ömer (r.a.) öte yanda Ebubekir (r.a.) ile olmak” ya da devletlularımızdan “ünlülerimize” kadar neyi eksik tuttuğumuz üzerine…

Posted on Ekim 5, 2018

0


Biz Müslümanlar, Peygamber Efendimiz’in (s.a.), bir yanında Hz. Ömer’i (r.a.), öte yanında Hz. Ebubekir’i (r.a.) bulundurmasındaki sembolik önemi anlata anlata bitiremeyiz haklı olarak. Efendimiz’in (s.a.) adalete verdiği önemin ne derece büyük olduğunu ifşa eder mahiyette olduğu için hayati önemde bir şeyden bahsediyoruz.

Yine en çok değindiğimiz olaylardan birisi, camide hutbe verirken “Ben eğrilirsem ne yaparsınız” diye soran Hz. Ömer’e (r.a.), cemaatten birisinin “Seni kılıcımla doğrulturum” demesi ve bunun üzerine Hz. Ömer’in secdeye kapanıp Allah’a şükretmesidir.

Peki etrafımıza bakalım: En “tepeden” en “aşağıya” kadar herkese hakim olan anlayışın bu olduğunu söylememiz mümkün mü cidden? Mesela bugünlerde -maalesef yeni haberdar olduğum-  lüks jet hediyesi meselesi… Katar Emiri’nin Türkiye’ye (aslında Türkiye o jeti satın almak istemiş, ama Emir, hediye etmek istemiş…) hediye ettiği lüks jet meselesi üzerine, hakîkî dostların “ülkede ortalama vatandaş için hayat yüzde 40-50 pahalılanmışken böyle bir lüks jete ne gerek vardı?” demesi gerekmez miydi diye ister istemez düşünüyorum. Ya da ABD’li bir “danışmanlık” kuruluşuna verilen ekonomik denetim görevinin “ABD ülkemize ekonomik saldırı yapıyor!” meselesinin neresine oturtulabileceğini soran bir dostumuz neden yok bizim diye sormadan da edemiyorum.

İşin aslı, hiçbirimiz etrafımızda bir Ömer istemiyoruz. Hasbelkadar, hakkaniyetli bir Ömer’e denk geldiğimizde de onu bir daha görmemek üzere etrafımızdan atmaya çalışıyoruz. Bu yüzden medyamız kapasitesi karakteriyle yarışan kifayetsiz muhterislerle dolu! Bu yüzden “düşünce” kuruluşları yapılan hataların meşruiyet mekanizmalarını üretmekten başka bir iş görmüyor uzun süredir. Herkes etrafında kendisini övüp duran, yaptığı hatalarda bile inci bulan sistematik yalakalar istiyor. Bu durum siyasi alanda değil sadece, kültür-sanat alanından günlük ilişkilerimize kadar genellikle böyle. Hele sosyal medya çıktığından beri, kendini öven twitleri rt etmelere doyamayan yazar/çizer/sanatçı/akademisyenden geçilmiyor ortalık. En temel, en ince, en hayati yönümüzü, yani “kendimize övgüyü gizleme, yergiyi aşikar edip düzeltmeye çalışma” erdemimizi yitirdik giderek. Bu yüzden ne şiir yazanlarımızda şairlik kaldı, ne tarikat ehlimizde tasavvuf…

Hiçbir tarikat ehli, tvlerde cirit atan mensuplarının neden 500 avroluk gömlekler, 1000 avroluk ceketler, bilmem kaç bin avroluk saatler taktığını sorgulamıyor ve “tasavvuf dediğimiz şey, insanın maddi şehvetlerinden de sıyrılmaya çalışma çabası değil mi?” sorusunu sormuyor. Bu yüzden bilmem kaç yüz milyarlık jiplere binen şeyhler ve her birisi şeyh olmak için can atan zengin müritler her yanımızı sardı ve bunu “Peygamberimiz de en iyi deveye binerdi!” türü sözlerle meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Günde bir hurma ile yarı aç duran insanlığın medar-ı iftiharı Efendimiz’e (s.a.) yüklüyorlar kendi şehvetengiz lüks düşkünlüklerini…

Velakin “Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak!” diye çığlık atan Ömer’lere ihtiyacımız var. İktidarı, gücü, imkânları kazandıkça Ömer’lerimizi kaybettik, Allah sonumuzu hayr eylesin.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonuçlarını korku ve heyecanla beklerken, çok sevdiğim bir abimize “Abi, seçimi kaybedersek (Tayyip Erdoğan’a oyumu verdiğimi defalarca deklare ettim burada) AK Parti’de siyasete gireceğim; kazanırsak da AK Parti’nin en büyük muhalifi ben olacağım!” demiştim. Doğrusu bizi, bir sürü şeye muhalefet etme yönünde bu kadar hızlı “teşvik” edeceklerini asla düşünmemiştim. Umuyoruz ki “dost” eleştirisini “düşman” övgüsüne tercih eder “ilgililer”… Allah selamet versin…

Reklamlar