Andımız Meselesi; Ya ‘Kemalist Vesayet Reloaded’ ya da ‘Tekrar Umut’ Kavşağında

Posted on Ekim 22, 2018

1


Danıştay’ın “Andımız” ile ilgili aldığı hukuksuz karar birçok açıdan milat oluşturuyor ülkemiz için.

Ak Parti’nin ve en çok da Tayyip Erdoğan’ın önünde çok çok kritik bir mesele var şu an: 16 yıllık kazanımların bir kalemde silinip silinmeyeceğine karar vermek! Doğrusu özellikle Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra ciddi bir “gevşeme” olduğu ve bu gevşemenin özellikle de Kemalistlerle girişilen dirsek temasıyla iyice ayyuka çıktığı düşüncesinde olan birisi olarak, Danıştay’ın bu kararının iki şeyi gösterme ihtimalinin olduğunu düşünüyorum. İlki, Tayyip Erdoğan’ın da destek verdiği bir karar olabilir bu; eğer öyleyse hakikaten Ak Parti’ye sırf Tayyip Erdoğan için oy vermiş olan bizler için büyük bir yıkım anlamına gelir. İkinci ihtimalse -ki çok daha yüksek bir ihtimal- 15 Temmuz sonrası atılan hatalı adımların (özellikle orduda ve yargıda Fetö’den kurtulayım derken Kemalist eğilimin önünü açan durumlar) özellikle seçim sonrası ve MHP ile ittifakın da getirdiği kimi sebeplerle bir sınır durumuna erişmiş olma ihtimalidir.

Şimdi sormalıyız hep birlikte; Danıştay, üstelik 5 yıl sonra böyle bir kararı alma cesaretini kimden buldu? Bu sorunun, kısmen cevabının siyasi iradenin ve CumhurbaşkanımızTayyip Erdoğan’ın kimi hataları olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Burada, Andımız meselesi gündeme geldiği zaman çok kısa bir not yazmış ve özellikle kimi trollerin Andımız’ın geri gelmesi gerektiği üzerine saçmalamalarının ve buna Ak Parti’nin adeta çanak tutmasının hayati bir hata ve AkKemalizm ihtimaline dair son derece korkunç bir yol olacağını söylemiştim.

İşte bu tartışmalar ve adeta Andımız’ın reenkarnasyonuna açılan yollar Danıştay’ın bu cüretinde etkili olmuştur muhakkak. Ancak daha da ciddi bir mesele kapımızı çalmak üzere ve maalesef Fetö ile uğraşırken Fetö ile Kemalist “elit”in hangi meselelerde ne kadar çabuk uyuşabildiğini çabucak unutur hâle geldik. Son zamanlarda tahliye edilen üst düzey Fetö finansörlerinin avukatlarının en militan Kemalist avukatlardan olması ya da CHP’nin en-büyük-Kemalist genel başkan ve üyelerinin her fırsatta yurt dışında Türkiye’nin aleyhine demeçler vermeleri ve adeta Fetö’nün borazanlığına soyunmaları bizim aklımızı başımıza devşirmemiz gerektiği üzerine en sağlam kanıtlar olmalıydı.

15 Temmuz’da ülkemizi işgalden kurtardığımız o şanlı kıyamdan hemen sonra, özellikle Ak Parti medyasının mensuplarının söylem ve davranışlarının (Ulusal tv’lere Halk tv’lere çıkmalara doyamayan ve oralarda ‘aslında Kemalistlerden darbeci olmaz, tüm darbeleri Fetöcüler yaptı’ türü oryantal danslarına şahit olduğumuz köşecilerin samimiyet, feraset, ciddiyet ve haysiyetlerine nasıl inanacağız ki bundan sonra?), kimi -ortak- bildirilerin şuursuzluğunun, AK Parti mensuplarının Kılıçdaroğlu’nu öven kliplerinin ve Yenikapı saçmalığının Kemalist darbeleri aklama ve 15 Temmuz’un şerefinin Kemalistlere peşkeş çekilme teşebbüsüne zemin hazırladığını söylemiş ve çok sert dille eleştirmiştik. Kaldı ki o süreçte övdükleri, üzerine klipler yaptıkları insanlar, birkaç hafta geçmeden “darbe tiyatrodur!” demeye başladılar ve bu durum yine de bir utanmaya yol açmadı ilgili kişilerde! Maalesef o gün başlayan ve engin bir şuursuzluk ve hafıza kaybının yol açtığı gevşeme ve vurdumduymazlık bugün bu Danıştay faciasını ortaya çıkardı.

Ak Parti ve Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan çok ciddi bir kırılmanın eşiğinde duruyor şu an. Kimi bakanların ve Ak Partililerin Danıştay’ı eleştiren sözleri bir umut veriyor bana; ama işin, yine de Cumhurbaşkanımızın tavrında biteceğini düşünmeden de edemiyorum. Danıştay’ın bu “ani” kararı, Kemalist vesayetin 16 yıldır kurtulmaya çalıştığımız baskıcılığının, varlığını hatırlatma girişimidir. Bu duruma yol açanlar başta olmak üzere, şu an çok kritik bir yol ayrımının başında duruyoruz hep birlikte. Ya “Kemalist vesayet reloaded” denmesine göz yumacak ve önümüzdeki süreçte ne olacağını endişeyle bekleyeceğiz; ya da hemen şimdi, kafasını kaldırmakta olan bu yüz yıllık vesayetçi kafanın cüretini kendisine geri iade edecek, “ülkede, seçilene yapılan bürokrat darbelerinin hepsini şiddetle reddediyoruz” diye sert bir karşı çıkıp yapacak ve Danıştay’ın bu kararını alanları azletmenin yollarına girişeceğiz.  İnanın bu meselede üçüncü bir alternatife sahip değiliz. Bir süredir sinmiş vesayetçi kafanın -yaptığımız hatalarla- bu derece cüretkar bir tavrına zemin hazırladıysak, bu tür tavırları ortadan kaldıracak zemini yeniden kurmak mecburiyetindeyiz.

Andımız, bizim çocukluğumuzda, 12 Eylül darbesinin ve o darbeyi mümkün kılan bütün o Kemalist vesayet aygıtlarının soğuk bir hatırlatmasıydı her zaman. Ruhsuz bir dünyaya şoven bir övgüydü! Son derece doğru bir kararla kaldırılmasını sağlamış bir siyasi irade, ya iradesine sahip çıkacak ve Danıştay’a hak ettiği dersi verecek; ya da bundan sonra çorap söküğü gibi gelecek yeni vesayet aygıtlarının nelere yol açacağını pasif bir gözle izleyecek! Bu durum bir milattır ve sırf bir metin meselesi olmanın çok çok ötesinde anlam ifade etmektedir. Bu kritik dönemeçteki tavrımız, sonraki süreci de belirleyecek hayati önemde bir seçim anlamına gelecektir. Ve doğrusu siyasi iradenin “seçimi”, bizim de bundan sonra onları “seçip seçmeyeceğimizin” göstergesi olacaktır.

Epey bir süredir adeta koltuk değnekleriyle ayağa kaldırılmaya çalışılan bildik vesayetçiliğin dirilip dirilmeyeceğinin eşiğindeyiz şu an. Bu yüzden şu aşamada yapılan ya da yapılmayan her şey, salt Andımız meselesini çok aşan her şeyin de sebebi olacaktır. Takip ediyoruz; epeydir azalan umudumuzu tümden mi öldüreceğiz, yoksa yeniden ve aşkla tekrar mı dirilteceğiz, bu kritik dönemeçteki tavırlara bağlı her şey!

Siyasi iradeyi, aldığı kararın arkasında durmaya ve dahası kendilerine oy veren insanların iradelerine ihanet etmemeye çağırıyorum.