Yeni Zelanda Katliamı, Şık Muhalifler ve Yeni Zelanda Başbakanının Gözümüzden Gizledikleri

Posted on Mart 27, 2019

3


“Batı nedir?” sorusu üzerine düşünelim biraz. Bütün diğer “kullanışlı” tanımlarının yanında, Batı, sisteminin kalibrasyonu için “şık muhaliflere” ihtiyacı olan şeyin adıdır biraz da… Mesela İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasındaki Yahudi katliamlarında suçu Hitler ve çevresindeki bir avuç “çılgına” boca ederek kendisini temize çıkaran şeyin ismi… Bosna’da, Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da, Filistin’de ve aklınıza neresi gelirse orada her türlü katliamın sorumlusu olduğu hâlde hep kurtarıcı pozunda “katliam bitince” yetişen ve kendini “merhametli”, “yardımsever” ve “demokrat” görünümüyle gösteren ikiyüzlü bir sistemin ismi!

Bu sistem, son derece nitelikli bir göz boyayıcı aynı zamanda. Dünyanın hemen her yanında katliamlarını, zulümlerini sürdürdüğü, Afrika’dan Güney Amerika’ya, Asya’nın en ücra köşelerine kadar sömürülmedik, türlü cinayetlere uğratılmadık bir yer bırakmadığı hâlde, her zaman medyası ve “kültürü” aracılığıyla suçu bizatihi zulme uğramışların üzerinde bırakmayı becerebilen insanlık tarihinin gördüğü en hızlı ve en edepsiz sihirbaz!

“Şık muhalifler” bu edepsiz sistemin olmazsa olmazıdır. Batı zulüm makinesi, içinden ürettiği şık muhaliflerle, kendi kendini kalibre eder: Sistem patlayacak kadar kendini ifşa etmesin ya da merhamete gelecek kadar kendinden vazgeçmesin diyedir şık muhalifler. Bir zulüm mü oldu; hemen Batılı şık muhaliflerin içinden seçilen birkaçının kahramanlığa varan davranışları tüm dünyaya ve özellikle de zulme uğratılan yerlerdeki “iç ihanet ya da salaklık şebekelerine” servis edilir ki, zulüm unutulup yerine içeriden üretilen şık muhaliflerin tereyağından kıl çeker gibi Batı sistemini kalibre etmesi konuşulsun! Bir zamanlar köktenbatıcı bir akademisyenin modernite eleştirime yaptığı eleştiri gibi: “Siz bu eleştiriyi yapabilmenizi bile modernitenin ‘getirilerine’ borçlusunuz!”

İnsanlığın miladını Batı’nın modernleşme serüveninin başlangıcına getiren müstemleke aydınları olmasaydı Batı sisteminin kalibrasyonu hep eksik kalırdı gerçekten de!

Yeni Zelanda’da elli kişinin bir camide şehit edilmesinin hemen ertesi günü, şehit edilenleri değil de Yeni Zelanda başbakanının “merhametini” ya da yumurta atan on dokuz yaşındaki gencin “kahramanlığını” konuşmaya başladıysak, tam da bahsettiğim kalibrasyon sisteminin kusursuz işlemesi sebebiyledir. Bir “çılgın”, elli kişiyi “kendi inisiyatifiyle” katletmiştir; ama Yeni Zelanda halkı Müslümanların yanında nöbet tutmakta, başbakanı başörtüsü takarak Müslümanlara sarılmakta, millet akın akın İslam’a koşmaktadır! Batılı zulüm sisteminin bizatihi o sistemin ürettiği katliamlarının, zulümlerinin ve soykırımlarının, sistemin içinden, “çılgın tekil bir kişide” sonlanacak olan “dışarıya” atılmasının son derece akıllı bir yönlendirilmesiyle karşı karşıyayız.

Nasıl hemen tüm Batı’nın sorumlu olduğu Yahudi soykırımı, bırakın Batılıları sorumlu kılmayı, Almanlara bile aksettirilmeden Hitler ve Goebels “manyaklarına” fatura edildiyse ve en son da toplu faturayı ödemek üzere Müslümanların üzerine kanalize edildiyse, Yeni Zelanda katliamı sonrası olan süreç de aynı şekilde yürüyor. Otuz altı dakika boyunca cami cami gezip elini kolunu sallaya sallaya ve tek tek avlayarak Müslüman öldüren Batı sisteminin yetiştirilmiş bir tetikçisi, çılgın bir psikopata indirgenerek Batıyı temize çekme operasyonunun ilk ayağı gerçekleşiyor. Sonra imdada her an hazır ve nazır olan şık muhalifler yetişiyor! Yeni Zelanda başbakanı ya da yumurtacı çocuk, sistemin bizatihi kendisinin pisliklerini kapamak üzere cila işlev görüyor. Burada o çocuğun ya da Yeni Zelanda başbakanının samimi olup olmamasının zerre kadar dahi önemi yoktur. Önemli olan Batılı kalibrasyonun tam da bu şekilde işlemesi ve her seferinde de bizlere bunu “yedirmesidir”!

Peki, bizim her seferinde bunu yememize ne demeli? Bu durum, saflık mı, geri zekalılık mı, yoksa yüz elli yıllık ezikliğin her seferinde yeniden su yüzüne çıkıyor olması mı? Sebebi ne olursa olsun, Yeni Zelanda katliamı sonrasında olan şeyler, mesela şehit edilenlerden çok çok daha fazla Yeni Zelanda başbakanının ve “merhametli” ve “inançlara saygılı!” Yeni Zelanda halkının konuşulması eğer trajedi değilse çok ciddi bir komedidir. Bu komediden, bizim ortalama zekâsı oldukça düşük olan medyamız ve köşecilerimiz, eziklikten ne yapacağını bilemeyen siyasetimiz ve Batılılaşmayı bir halt zanneden liberal zehri yutmuş “aydınımız” ve akademisyenlerimiz sorumludur çok açık şekilde!

En az yüz yıldır Batı sisteminin kalibrasyon mekanizmalarının nasıl işlediğini öğrenemediysek; zulmü, bizatihi zulme uğratılana nasıl fatura edebildiğinin el çabukluğuna şahit olmadıysak; şık muhalifliğin bizatihi zulüm sistemine su taşıyan birincil bir zulüm aracı olduğunun farkına varmadıysak, her şey bize müstahaktır, bu kadar net! “Sevelim sevilelim!” çiçek böcekçiliğine sahip bir cilanın, Batı’nın, ardında olan pisliği gizlemek üzere inşa ettiği en kuvvetli araçlarından birisi olduğunun farkına varmadığımız her anda, bir siyasiye yumurta atan bir gencin kullanım biçiminin (gencin kendi niyetinden bağımsız olarak), Filistin’de her an bomba altında kalıp da isyan etmeyen ve inancını her daim diri tutan o Cennet çocuklarını unutturmanın liberal bir soytarılığı olduğunun şuuruna varamayacağız demektir. Tam da hiç bitmeyen bu şuursuzluğumuz sebebiyle, Filistin’de ve dünyanın her mazlum coğrafyasında mazlumlar o bombaları yemeye devam edecek demektir! Aklımızı acilen başımıza alalım, eğer hâlâ biraz kaldıysa tabi!