İstanbul’u Neden Kaybettik?

Posted on Haziran 23, 2019

5


İstanbul’da, YSK’nın, oyların tümünü saydırmak yerine, CHP’yi mağdur konumuna sokacak bir manevrayla ve büyük bir maharetle, üstelik Ak Parti yandaşlarını bile kendilerine bir iyilik yapıldığı düşüncesinde bırakarak, yenilediği seçimleri CHP adayı ezici bir üstünlükle kazandı. Her şeyden olduğu gibi bundan da alacak derslerimiz var. Dilim döndüğünce sıralayayım:

  1. Seçim yenileme kararı alındığı günden beri, Ak Parti mensuplarının, başta Adalet Bakanı olmak üzere, ilçe seçim kurulu başkanı hâkimlerini açığa aldırmak ve sandık kurulu seçimleri için yapılması gerekenleri yapmak yönünde hiçbir kararlılık göstermemesi, Kemalistleri -üzecek- hemen hiçbir eyleme yanaşmamış olmaları, Kemalistlerden -akıllı olan herkesin tahmin edebileceği gibi- hiçbir oy kazandırmadı Ak Parti’ye, ama kendi tabanından epey oy kaybettirdi. İnsanlar, “madem oyuma sahip çıkmak için hiçbir şey yapmıyorsun, neden senin için bu kadar zahmete katlanayım ki!” diye düşündüler besbelli!
  2. Ak Partili trollerin hemen iki aydır sabah kalk İmamoğlu, gece yat İmamoğlu tavırları, beni bile tiksindirdiyse şayet, pek çok kişinin benzer düşündüğünü hesaba katmalıyız. Ak Parti, gazeteci ve sosyal medya trollerinden -onlara gereğinden fazla önem atfetmesiyle- epeydir çok çekiyordu, belki bu hezimet akıllarını başlarına almalarına vesile olur. Yapılacak şeylere, projelere yönelmek, milleti, seçimin yenilenmesinin gereğine, suç duyuruları ve açığa aldırmalarla ikna etmek yerine devekuşu gibi kafanızı kuma gömüp, yat-kalk İmamoğlu ile uğraşırsanız olacak olan bundan daha iyi olamazdı zaten. İmamoğlu’nu yok sayacak bir tavır yerine, neredeyse adamın tuvalete gidişini bile sosyal medyada yankılamayı görev edinmiş akılsız troller şimdi zaferleriyle gurur duyabilirler! Zira İmamoğlu, reklâmını, istese bu kadar güzel yaptıramazdı.
  3. Ak Parti’ye, başta Tayyip Erdoğan olmak üzere on yedi yıldır kazandıran şey, siyasi akılları ve halkın tabanına olan yakınlıklarıydı. Ancak birkaç seçimdir tuhaf şeyler oluyor. Özellikle bir iki yıldır Ak Parti’nin, Kemalist hassasiyetleri -anında- gözeten, ama kendi tabanının hassasiyetlerine ağır davranan tavırları (Adalet, Kültür, Aile ve Milli Eğitim bakanlıkları başta) Ak Parti’nin kendi tabanında ciddi bir küskünler grubu yarattı demek ki! İmamoğlu gibi, neyin projesi olduğu apaçık olan birisine oy vermeyi gerektirmemeliydi bu “küskünlük” ama bu küskünlüğü anlamakta zorlanan Ak Parti de hiç de küskünlerden daha az suçlu değildir doğrusu. Siyasi akla gelince söylememiz gereken birkaç şeyi sıralayalım:
  4. Seçimden iki gün önce bir Öcalan mektubu oltası atıldı. Ak Parti, tam da trollerinden düştü o tuzağa. Düne kadar teröristbaşı olan adam, birden Ak Parti trolerinin medet umduğu birisine dönüştürüldü adeta. Bu manevra tam bir şeytan hamlesiydi ve maalesef başta Tayyip Erdoğan olmak üzere pek çok Ak Partili bu tuzağa düştüler. Bana kalırsa oylardaki trajik düşüşün temel sebeplerinden birisi de buydu. Dimyata giderken evdeki bulgurdan olundu!
  5. İmamoğlu gibi bir proje ismi, görmezden gelip kendine ve yapacaklarına odaklanmak yerine, bizim milletin ne olursa olsun “mağdur görünene” yaklaştığını unutarak, sabah akşam İmamoğlu’nun tersten propagandasını yapmak hakikaten çok düşük bir siyasi zekâya işaret ediyor. Bana kalırsa bu derece siyasi zekâ düşüklüğüne ilk defa şahit oluyoruz Ak Parti döneminde. Tekrar ve yüksek sesle tekrarlayayım: Medyada hikmeti kendinden menkul trollerin kayığına binerek, Ak Parti ciddi bir intihara sürüklendi. Neyse ki genel seçimde değil de yerelde görüldü bu intiharın sonuçları, bu da bir “hayr”dır anlayana!
  6. Birkaç gün önce Tayyip Erdoğan’ın “CHP adayının valiye “it” demesi yargıya taşınıyor. Bu yargılama, onun görevini yapmasına engel bir sonuç da çıkarabilir” mealindeki sözleri, aynı Ankara’da Mansur Yavaş meselesinde olduğu türden bir ters-tepkiye yol açtı bana kalırsa. Hâlbuki en çok Erdoğan -kendisi de benzer şeyler yaşadığı için (muhtar bile olamaz dendi hatırlayın)- bu tür şeylerin (İmamoğlu gibi gerçekten tümüyle farklı bir projede dahi) millette mağdur olana yaklaşma sonucunu doğurduğunu biliyor olmalıydı. Erdoğan, maalesef hem Mart seçiminin öncesinde, hem de bu seçimlerden hemen önce çok büyük iki hata yaptı. Bu da Erdoğan’ın yanında -ne pahasına olursa olsun Hakkı söyleyen- gerekirse yapılan şeyi en sert şekilde eleştiren danışman ve yoldaşlarının kalmadığını gösteriyor. Bu konuda çok acil bir şeyler yapılması gerekiyor.
  7. Ak Parti’nin neyi kötü yaptığı üzerine son bir iki yıldır epey yazı yazdım burada, onları tek tek tekrarlamaya gerek yok; ama bir örnekle somutlaştırayım: Geçenlerde bir çalıştay vesilesiyle tanıştığım, TRT2’nin iki üst düzey yöneticisiyle biraz da sertçe bir tartışma yaşadım. TRT2’de, “Doğan Hızlan’la edebiyat, Alin Taşçıyan, Mehmet Açar gibilerle sinema vs. türü programlarda olduğu türden,”seküler” ve Kemosol eğilimleri baskın olan kişileri -aynı 28 Şubat dönemi TRT2’sinde gibi- vizyona taşıyarak (Trt2 programlarının ezici çoğunluğu böyle, bu kişiler bir iki basit örnek değil, kültürel hegemonyanın sembolleri) bir “kültür hamlesi” yapılamayacağı üzerine eleştirilerimi dillendirdim. TRT2’nin yöneticilerinden olan şahıslardan birisinin verdiği cevap “Biz 70 milyona hitap ediyoruz, o yüzden Doğan Hızlan, Alin Taşçıyan gibi isimlerle elbette program yapacağız” minvalinde bir cevaptı. Allah’ın neden bizim belâmızı çoktan verdiğine dair bir kabul! Bu cevap bize İstanbul’u (ve Allah korusun böyle giderse de Türkiye’yi) kaybettiren şuursuzluğun bizatihi bir göstergesidir. Trt2 başta, “Müslüman” hassasiyeti olan bakanlık, kurum ve kuruluşlarda -aslında çoktandır- ama özellikle de son bir iki yılda gördüğümüz “70 milyona hitap edecek kültür adamı Kemalist/seküler/solcu olmalı, 70 milyona adalet dağıtacak hukuk adamı Kemalist/seküler/solcu olmalı türü eziklikler” bizi tam da bugüne getiren şeylerdir. Gençler Ak Parti öncesini bilmiyor ve onlara o farkı anlatacak, kültür-sanatta “kendilik” meselesini anlamalarına yardımcı olacak düşünür ve sanatçıları örnek göstermek yerine, hikmeti kendinden menkul bir “evrensellik” adına Kemalist/Gezici tayfanın kültür adamlarını örnek gösterirseniz, karşılaşacağınız şeyden şikâyet etmeye de hiç hakkınız yoktur, kimse kusura bakmasın!
  8. Binali Yıldırım’ın İmamoğlu ile televizyondaki programı kabul etmesi korkunç bir hataydı. Sonuçta “çaldılar” dediğiniz insanın elini sıktınız, birlikte göründünüz. Ve “çalma” işlemindeki baş-aktörlerden olduğunu söylediğiniz ilçe seçim kurulu başkanları ve sandık kurulları hakkında yargıda hiçbir şey yapmadınız. Son iki ayda gözümüzün önünde yaşanan bu olaylar, “çalma” meselesinin ters tepmesine yol açtı. Hırsızın gerçekten aklanmasına yardım etmekle kalmadınız, tam tersi bir mağduriyet yaratılmasına zemin hazırladınız. Bu kadar korkunç hatanın hepsi birlikte olunca, hezimet de kaçınılmaz oluyor. Elbette HDP ve Saadet’in -tam kadro- İmamoğlu’na destek veriyor olmasından bahsetme gereği bile duymuyorum, o zaten epeydir belli olan bir durumdu.

Genel seçim için önümüzde uzun bir süre var. Ak Parti (ama özellikle güvendiğim Tayyip Erdoğan), Kemalist kesime yaranmak için uğraşmak yerine, gerçek tabanını ve özellikle de o tabanın gençlerini yeniden kazanmaya çalışmalı. Bu, TRT, ATV gibi kanallarda her gün Gezici tayfanın dünyasını gözümüze sokup, AHaber gibi yerlerde haber pornografisi üretmekle oluşturulacak bir şey değil. Köklü, sağlam bir şuur, eziklenmeden dimdik duran bir karakter (ki biz Erdoğan’ı tam da bunun için sevdik) ve “kendilik” şuuruna sahip bir kültür-sanat üretimi gerektirir. Yoksa yapıp ettiğimiz her şeyi iki ayda yıkacak Gezicilere sadece İstanbul’u değil ülkeyi de teslim etmemiz yakındır. E Geziciler -kendilerinden- ibaret olsalar sorun yok da, onların arkasındakileri düşünürsek, bu Batı’nın üzerimizdeki kes(k)in bir galibiyeti anlamına gelecektir, Allah korusun.

Aklımızı başımıza alalım. Politikanın troll mantığı ile yürütülemeyeceğini ve sadece politikacılara teslim edilemeyecek kadar önemli olduğunun farkında varalım. Aynı kültür-sanatın sadece kültür-sanat “adamlarına” terk edilemeyeceği gibi! Tevhidimiz, her alanda bir yenilenmeyi gerektiriyor. Bu yenilenme için bir fırsat olabilir bu hezimet, yeter ki ders alalım.

Ekrem İmamoğlu’nu ve CHP zihniyetini, Batı’nın şeytanlığının taşeronluğunu yaptıkları için, günahım kadar sevmiyorum. Onlar, o zihniyette devam ettiği sürece, düşmanlıkları bu ülkenin Müslüman değerlerine ve insanına olmaya devam ettikçe de onlarla “kutuplaşmak” Allah’a yemin olsun ki benim için gurur olmaya devam edecektir zaten. Ama sonuçta bir seçim yenilgisi alınmıştır ve kazananı tebrik etmek de “demokratik ahlâktan” değil ama bizim “hakikat ahlâkımızdan” dolayı gereklidir. Yoksa “demokratik ahlâk” sözünü tepe tepe kullanan başta Fetöcüler olmak üzere CHP, HDP gibi laf pornocularının ahlâkı değildir hedefleyip önemsediğimiz.