“Endülüs Günlüğü” Programı Üzerine Birkaç Kelâm

Posted on Mart 31, 2020

0


Bugünlerde hemen herkes evdeyken, okumak yerine illâ bir şeyler izlemek ve üzerine düşünmek istiyorsak, önerilecek çok nitelikli filmler yanında çok güzel programlar da var. Filmler hakkında, özellikle korona gündemiyle de ilgili olabilecek önerilerime bir önceki yazıda başlamıştım. [1]Bu yazıda bir Ramazan programından bahsetmek istiyorum.

Geçen yıl Ramazan ayında Endülüs’te El Hamra manzaralı muhteşem bir mekânda yapılan bir iftar programıydı Endülüs Günlüğü… Ramazan ayında televizyon izlemediğim için, ancak sonrasında izleme şansı bulduğum ve ilk bölümünden itibaren kilitlendiğim bir güzellik…

Öncelikle programın yapımcısı olan TVNet’in çabalarını teslim ederek, ama en büyük hakkı da programın yapımı ve sunumu için olağanüstü emek verdiği belli olan Ömer Lekesiz’e vererek birkaç kelâm etmek isterim.

Nedendir bilmiyorum Ömer Lekesiz’e kimi önyargılarım vardı program öncesinde. Şahsi olarak birkaç sempozyumda bir arada olduğumuz hâlde yüz yüze konuşma fırsatımız olmamıştı kendisiyle. Türk öykü sanatının şahane bir derlemesi ve yorumu olan çok ciltli öykü antolojisiyle biliyordum kendisini ve sonrasında da Yeni Şafak’taki sanat ve medeniyet yazılarıyla… Her yazısına katıldığımı söyleyemesem de Türkiye’de özellikle sanat konusunda ender görülen bir niteliğe sahip olduğunu teslim etmem gerekiyor. Özellikle programdan sonra tüm diğer kitaplarını okumaya gayret ettim. Açıkçası önyargım giderek sevgi ve muhabbete dönüşmeye başladı ve artık kendisini Allah için sevdiğimi söylemeyi de bir Müslüman görevi olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum.

Lekesiz’in programdaki konumu, programın güzelliğinin en önemli güvencelerinden birisiydi bana kalırsa. Zira nerede susacağını ama nerede “hayati müdahalelerde bulunacağını” bilen bir yaklaşımın yönettiği söyleşilerdi onlar. Endülüs’ün her şehrinden çekimlerin eşlik ettiği programda, Endülüs tarihi üzerine önemli uzmanlardan Lütfi Şeyban’la başlayan “muhabbet” zinciri, Ersin Adıgüzel ve Nizamettin Parlak ile Endülüs tarihi ve medeniyetine, Turan Koç ve Haşim Cabrera ile Endülüs’te İslam sanatı ve mimarisine, Tuğrul İnançer ile başta Endülüs’ün insanlığa bir hediye olarak sunduğu İbn Arabî (k.s.) hazretleri olmak üzere tasavvuf geleneği ve Endülüs tasavvuf kültürüne, Kemal Sayar ve Sibel Erarslan ile Endülüs edebiyatına kadar pek çok şeyin konuşulduğu bir külliyata dönüşüyordu. Program, kalitesini bir adım dahi düşürmeden, hakikaten takdire şayan bir güzellikte devam edip bitti…

Ömer Lekesiz, programın sunucusu olarak çok önemli bir şey yapıyordu aslında: Zaman zaman bilgi, yorum ve duruş arasında açılan mesafeleri, bilgisi ve duruşuyla, tekrar daraltıp “birleme” görevini… Bilginin salt uzmanlara bırakılmaması gerektiğinin bir numunesi olarak hem yaptığı araştırmalarla, hem bilgisi ve hayati önemdeki yorumlarıyla hem de program boyunca önerdiği kitaplarla, programın sessiz lokomotifi oluyordu aslında.

Açıkçası, edebini sevdiğim, ama yeri gelince çok net gördüğümüz “celâli”ni daha çok sevdiğim Tuğrul İnançer’in bölümleri, belki de Ömer Lekesiz’le kurdukları bağın sahihliğinin en belirgin olduğu bölümler olduğu için, bana en güzel, en ferahlık verici bölümler olarak ciddi etki yaptı. Tüm bölümler içinde ilgili alandaki kuru bilgiden sıyrılıp hâle dönüşen bir şeyleri en yoğun yaşadığımız bölümlerdi Tuğrul İnançer’in olduğu bölümler.

Küçük bir eleştirim olsun TVNet’in program ekibine… Özellikle Haşim Cabrera gibi ana dili İspanyolca olan misafirlerin konuştuğu bölümlerdeki tercümeler hakikaten anlaşılmaz hâle getirmiş konuşulanları. Çoğu zaman (tek kelime İspanyolcam olmadığı hâlde) İspanyolca orijinalleri Türkçe anlık çeviriden daha anlaşılır geliyordu bana. Çevirmen(ler) kimlerdi bilmiyorum ama özellikle konuşulan konulardaki hâkimiyetlerinin çok zayıf olduğu, çoğu zaman anılan isimleri bile doğru telaffuz edememelerinden anlaşılıyordu. TVNet, Youtube’da olan ilgili bölümlere güzel Türkçe altyazılar hazırlasa, bu programın, Endülüs’ü her veçhesiyle “yaşatan” bir program olduğuna şahitlik ederim. Program geçti gitti, ama arşivlerin “ömürlük” faydası olması için bunu yapmaları da şart aslında…

Duruşumda, ister seveyim ister sevmeyeyim, doğru, güzel ve hakikatli bir işin hakkını teslim etmek “farzdır” ve geç de olsa o hakkı teslim etmek üzere yazıldı bu notlar. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun.

Programın Youtube linkleri:

[1] https://envergulsen.wordpress.com/2020/03/30/cikarin-bizi-buradan-ya-da-korona-caginin-isaret-ettikleri-uzerine-kimi-filmlerden-izler/